The present study involves selenium (IV) adsorption onto organic pillared bentonite using batch experiments and kinetic modeling, at two different temperatures. selenium (IV) remediation in an aqueous environment, such as contaminated drinking water, groundwater, and industrial wastewater, is the aim of this study. The experimental data were tested with both surface reaction-based and diffusion-based kinetic models to clarify the controlling mechanism of the adsorption process from both microscopic and macroscopic point of view. Among all the investigated models, the most appropriate was the pseudo-second-order surface reaction-based kinetics model. The obtained results proved that the adsorption process at a selenium dioxide concentration of 300 mg L−1 is controlled by the diffusion rate of penetrated selenium (IV) into the reacted layer.
A significant pathway for human exposure to environmental pollutants is the metal transfer from soil to plants. In this study accumulation of different metals was investigated and natural radioactivity levels were measured in the soil–thyme system. It was found that the soil had higher concentrations of Br, Cr, Mn, Ni, and Pb than the world average and P, Ca, and Zn had higher transfer factors. The natural radioactivity level in the soils is similar to the World average. For thyme samples the average values for 226Ra, 232Th and 40K were found as 22.7 ± 10.9 Bqkg-1, 61.3 ± 19.9 Bqkg-1 and 722 ± 391 Bqkg-1, respectively. The health and ecological risks of soil were evaluated. The total hazard index of the child was 1.453 on average, greater than that of the adult (0.175), primarily due to the contribution of Cr. Ecological risk assessed based on various indices indicated that Pb and Ni show environmental contamination risk. Our findings confirm that metal concentrations in plants are influenced by metal concentrations in soil, and that metal interactions are important for pollution risk management.
İklim değişikliği, 21. yüzyılda insanlığın küresel ölçekte karşılaştığı en büyük tehdittir. Gezegenimizin yaşanılabilir kalması için, tüm dünyada iklim değişikliği üzerine olumlu etki yaratacak eylemlerin yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bu sadece bilim dünyasının çalışmalarını değil, aynı zamanda bireysel davranışları, toplumların enerji ve doğal kaynakları kullanma biçimlerini ve hükümetlerin politikaları da dahil olmak üzere, yerel düzeyden küresel düzeye uzanan etkili bir iklim değişikliği eylemini kapsamaktadır. Modern yaşam tarzımızın dayandığı ekonominin sürdürülebilir olması, kullandığımız enerji türünün seçimine bağlı olduğundan, enerji tedariki önümüzdeki yıllarda insanlığın en önemli konularından birisini oluşturacaktır. Hızlı sanayileşme, enerji rezervlerinin tükenmesi, petrol ve gaz ihraç eden ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık, bununla birlikte fosil yakıtlardan elde edilen geleneksel enerji kaynaklarının sera gazı emisyonları açısından çevreye zarar vermesi yenilikçi enerji üretim teknolojilerine ihtiyacı gerekli kılmaktadır. İnsanlığın iklim felaketlerinden kurtulmasına ve temiz enerji sağlamasına yardımcı olabilecek yüksek teknolojiler içerisinde bugünün ve geleceğin enerjilerinden biri nükleer enerjidir. Bu çalışmada, iklim değişikliğini kontrol altına almak amacıyla ortaya konulan irade, iklim değişikliğine bağlı olarak artan afetler, iklim değişikliğinin hayatımız üzerindeki etkileri, nükleer enerjiye dair yapılan çalışmalar ve nükleer enerji kullanımının iklim değişikliğini önlemedeki rolü üzerine olan girişimler kronolojik olarak inceleme konusu haline getirilmiştir. Ayrıca, nükleer enerjiyle ilgili önyargıların enerji politikaları oluşturulmasının önündeki mevcut engellere etkileri ortaya konulmuştur.