Climate change, whose negative impacts are becoming increasingly apparent as a result of human actions, intensifies the drought problems to dangerous levels. The development of local-scale drought projections is crucial to take necessary precautions for potential risks and possible effects of drought. In this study, drought analysis was conducted in the Upper Kızılırmak Basin using the standard precipitation index (SPI) method for the near future (2020–2049), mid-century (2050–2074), and late century (2075–2099). The precipitation data required for the SPI were gathered from the data sets developed for the SSP climate change scenarios of the four chosen global climate models. Precipitation data has been made more convenient for local analysis studies with the statistical downscaling method. Forecasts have been created for the temporal variation and spatial distribution of drought events. The study findings indicate that, under the SSP 2-4.5 scenario, drought-related effects of climate change will decrease until 2100. On the other hand, the number and severity of drought events, as well as the duration of dry periods, will increase until 2100 under the SSP 5-8.5 scenario. According to the SSP 5-8.5 scenario, consisting of the most pessimistic forecasts, moderate drought will last 0–60 months, severe drought will last 0–30 months, and extreme drought will last 0–20 months in different regions of the area in the late century. The spatial distribution of droughts will differ based on the SPI index and climate change scenarios. Comparison of SPI and CZI data showed that both indices are effective in meteorological drought analyses.
11 September 2025 in Hydrological Sciences Journal
Gelecek yılların en önemli çevresel sorunlarından biri su kirliliği ve su kıtlığıdır. Bu nedenle boyahaneleriyle yüksek miktarda su tüketen tekstil endüstrisi gibi üretim tesislerinin atıksularının ileri düzeyde arıtımı oldukça önemlidir. Bu atık suların uygun şekilde arıtılmaması insan ve canlı çevre üzerinde toksik ve kanserojenik etki yapmaktadır. Boyarmaddelerim karmaşık kompleks yapıları kirlettikleri suyun arıtımını oldukça zorlaştırmaktadır. Bu nedenle klasik arıtım yöntemleri yetersiz kalmaktadır. Son zamanlarda, bir ileri arıtım tekniği olan fotokatalitik yöntem boya giderimi konusunda ilgi çekmeye başlamıştır. Bu çalışmada katyonik boyanın (metilen mavisi) fotokatalitik yöntemle sulu çözeltiden giderimi ve mineralizasyonu çalışılmıştır. Deneyler için kullanılan reaktör laboratuvarda özel olarak tasarlamıştır. Ultraviyole ışık kaynağı olarak UV-C lambalar kullanılmıştır. Katalizör olarak en yaygın kullanılan iki katalizör olan TiO2 ve ZnO seçilmiştir. Mineralizasyon çalışmasının yanı sıra katalizörlerin optimum pH’ları, karışım halinde kullanıldığında alınan verim ve tekrar kullanıma uygunlukları değerlendirilmiş ve kıyaslanmıştır.
30 June 2022 in Kırklareli Üniversitesi Mühendislik ve Fen Bilimleri Dergisi
Hem iklim değişikliğinin bir girdisi, hem de bir çıktısı durumunda olan hava kirliliği, canlı yaşantısını ve çevresel dengeyi etkileyen önemli bir çevre sorunudur. Hava kirliliği canlı sağlığına ve çevreye olumsuz yönde etki etmektedir. Avrupa’da hava kirletici sınır değerleri son on yıllarda önemli ölçüde düşürülmüş ve bu durum hava kalitesinde iyileşme ile sonuçlanmıştır. Fakat hala hava kirleticilerin değerleri oldukça yüksektir ve hava kalitesiyle olan sorunlar devam etmektedir. Yasal düzenlemelerle belirlenen hava kirleticilere ait ölçülen değerler düzenli ve planlı olarak izlenmeli, canlı sağlığını olumsuz yönde etkilediği zaman acil müdahale mekanizmaları devreye girmelidir. Bu nedenle çalışmada 2012- 2021 yılları arasında Muş ilinin hava kalitesi düzeylerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada PM10 ve SO2 parametrelerin yıl, mevsim, ay, gün ve saatlik değerleri olarak hesaplanmış ve ölçümler birbirleriyle karşılaştırılmıştır. PM10 (40 µg m-3) ve SO2 (20 µg m-3) değerlerinin Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirlenen yıllık ortalama değerleri genellikle aştığı tespit edilmiştir.
Hızla artan kentleşme, doğal yüzey örtüsünün azalması ve geçirimsiz yüzeylerin yaygınlaşması, kentsel ısı adası (KIA) etkisinin kent merkezlerinde daha belirgin hale gelmesine yol açmaktadır. Bu çalışmada, Sivas ili mücavir alan sınırlarında 2014, 2019 ve 2024 yıllarına ait Landsat 8 uydu verileri kullanılarak Arazi Yüzey Sıcaklığı (AYS) ve bitki örtüsü yoğunluğunun zamansal ve mekânsal değişimleri analiz edilmiştir. Bitki örtüsü yoğunluğunu belirlemek için Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI), sıcaklıkların hesaplanmasında ise çok zamanlı termal bantlar kullanılmıştır. Bulgular, 2014 yılında seyrek bitki örtüsünün baskın olduğunu ve 35–40 °C sıcaklık aralığının geniş alanlarda görüldüğünü ortaya koymaktadır. 2019 yılında geçirimsiz yüzeylerin artmasıyla 40–45 °C sıcaklık bandındaki alanların iki kattan fazla büyümesi, KIA etkisinin zirveye ulaştığını göstermiştir. 2024 yılına gelindiğinde ise orta ve yoğun bitki örtüsündeki artış sayesinde ortalama sıcaklık 34.05 °C’den 27.45 °C’ye düşmüş, aşırı sıcaklık alanları daralmıştır. Sonuçlar, NDVI ile AYS arasındaki ters yönlü ilişkiyi doğrulamakta ve Sivas için sürdürülebilir kent planlamasında yeşil alanların kritik rolünü vurgulamaktadır.
In this study, a novel integrated hydrological–climate modeling framework combining the Soil and Water Assessment Tool, the Statistical DownScaling Model, and the Quantile Delta Mapping method was applied to the Kelkit Basin, which is located in a climatic transition zone. To the best of our knowledge, the joint application of these three components within a single integrated framework has not been previously reported in the literature. This approach enhances the reliability of local-scale climate and hydrological projections and provides a transferable methodological reference for other climate-sensitive basins. The model calibration and validation yielded satisfactory to very good performance, with NSE, R2 , and KGE values ranging between 0.79–0.88, 0.84–0.89, and 0.83–0.92 in sub-basins with natural flow regimes, while the dam-affected sub-basin showed satisfactory validation performance (NSE = 0.50). Future projections indicate substantial changes in basin water potential. Under the SSP5 scenario, precipitation increased by up to 82% and blue water potential increased by 129–270% in the far future (2076–2100), depending on the sub-basin. In contrast, green water storage decreased by up to 8–13%, particularly during summer months, reflecting enhanced evapotranspiration and soil moisture depletion. Increases in green water flow may support plant growth in the short term; however, soil moisture losses could threaten agricultural productivity and ecosystem sustainability in the long term. In addition, the rise in blue water components increases potential flood risks. The findings demonstrate that the Kelkit Basin possesses a complex hydrological structure that contains both opportunities and risks in the face of climate change.