Ultrasound-guided fine-needle aspiration biopsy (FNAB) is an essential diagnostic tool for detecting malignancy in thyroid nodules. The objective of this study was to evaluate the necessity of FNAB in the treatment decision-making process for thyroid nodules exceeding 3 cm in size. The records of patients who underwent thyroidectomy in our center between 2018 and 2023 were retrospectively reviewed. The study included patients with an index nodule size exceeding 3 cm. Exclusion criteria were missing data, treatment for a different oncological condition, recurrent disease, and purely cystic nodule. Patients were categorized into 2 groups based on the size of the index nodule: Group 1 included nodules measuring between 3 to 4 cm, and Group 2 included nodules 4 cm and larger. Demographic data, FNAB results, and histopathological findings were recorded. The specificity, sensitivity, false negative, and false positive rates of FNAB were calculated. There were 1935 patients who underwent thyroidectomy within the specified date range. In 359 of these patients, the index nodule size was 3 cm or more. There were 188 patients with nodule size between 3 and 4 cm. The mean age was 50.42 ± 13.34 years, and 257 patients were female (F/M ratio = 2.5/1). Fine needle aspiration biopsy was performed on 237 patients, resulting in 65 false negatives. Both the incidence of malignancy and the rate of FNAB false negatives were higher in nodules measuring 4 cm or larger. This study identified a high malignancy rate and a significant rate of false negatives in FNAB of thyroid nodules larger than 3 cm. These findings highlight the importance of carefully considering these factors in the surgical planning of such nodules.
Amaç: Apendiks tümörleri gastrointestinal sistemin nadir görülen tümörlerindendir. Apendiksin epitelyal tümörlerinin üçte birini müsinöz neoplazmlar oluşturur. Çalışmada apendiks müsinöz neoplazi hastalarındaki klinik yaklaşımımız ve tedavi sonuçlarımızı literatüre sunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2012 - Ocak 2022 yılları arasında apendektomi yapılan 1028 hastanın dosyası geriye dönük olarak incelendi. Histopatolojik tanısı apendiks müsinöz neoplazisi olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ve cinsiyet verileri, başvuru semptomları, tümör marker değerleri (CEA, CA125, CA19-9), bilgisayarlı tomografi bulguları, ameliyatı yapan cerrahi branş, uygulanan cerrahi yöntemler, frozen verileri, histopatolojik tanıları ve sağ kalım bilgileri kaydedildi. Bulgular: Histopatolojik tanısı müsinöz neoplazm olan 35 (%3.4) hasta vardı. Hastalarımızın 28 (%80)’i kadın, 7 (%20)’si erkekti ve yaş ortalaması 57,5 ± 11.68 yıldı. Karın ağrısı şikayeti ile başvuran 21 (%60), şişkinlik ve ele gelen kitle ile başvuran 9 (%25.7), şikayeti olmayan 5 (%14.2) hasta vardı. Hastaların 7 (%20)’sinde CA125 yüksekliği vardı. Bilgisayarlı tomografide 9 (%25.7) hastada akut apandisit bulgusu mevcuttu. Hastaların 28 (%80)’ine sadece apendektomi, 5 (%14.2)’ine sağ hemikolektomi, 2’sine de apendektomi sonrası sitoredüksiyon + hipertermik intraperitoneal kemoterapi yapılmıştı. Mortalite sayımız 4 (%11.4)’tü. Sonuç: Pelvik kaynaklı kitlesel lezyonlarda anatomik komşuluk nedeniyle apendiks müsinöz neoplazileri akılda tutulmalı, hastalar multidisipliner değerlendirilmeli ve gereğinde ameliyat anında yapılacak frozen incelemelerle tedavi şekillendirilmelidir.
24 August 2022 in Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Dergisi
Diyafragmatik herni, diyaframdaki defekt neticesinde batın organlarının toraksa yer değiştirmesidir. Konjenital ya da edinsel nedenli olabilir (1). Konjenital diafragma hernileri bochadalec hernisi ve morgagni hernisidir. Edinsel nedenli olanlara göre daha sık olup görülme sıklığı 1-5/1000’dir. Edinsel diafram hernilerininen sık nedeni travmadır. Kendiliğinden veya iyatrojenik olarakda ortaya çıkabilir (2). Tedavisinde cerrahi onarım önerilmektedir. Yazımızda konjenital diyafragma hernisi cerrahi tedavi deneyimimizi sunmayı amaçladık. Merkezimizde konjenital diyafragma hernisi nedeniyle Ocak 2011-Aralık 2020 tarihleri arasında ameliyat edilen hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Travma ve iatrojenik sebepli fıtığı olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çalışmamıza kriterlere uyan 12 hasta dahil edildi. Bu hastaların demografik verileri, başvuru şikayetleri, preoperatif görüntülemeleri, defekt lokalizasyonları, yapılan cerrahi işlemleri, hastanede yatış süreleri, erken dönem komplikasyonları, nüks ve mortalite oranları kaydedildi. Hastaların 7’si erkek, 5’i kadındı. Yaş ortalaması 60 (34-84) yıl idi. Hikayeleri detaylı sorgulandığında travma veya geçirilmiş cerrahi gibi iatrojenik sebepler yoktu. Tüm hastaların tanıları bilgisayarlı tomografi ile doğrulanmıştı. Defekt lokalizasyonları sağ ve solda eşit sayıdaydı. Hastaların 5’ine primer onarım+mesh herniorafi, 4 üne primer onarım, 3 tanesine sadece mesh ile onarım yapılmıştı. Hastanede ortalama kalış süresi 4 (1-8) gündü. Erken dönemde 2 hastada pulmoner emboli, 2 hastada yara problemi dışında erken ve geç dönem komplikasyon görülmemişti. 2 hastanın tedavisi ani gelişen pulmoner emboli nedeni ile mortalite ile neticelenmişti. Konjenital diyafragma hernileri, çoğunlukla çocuk yaşta tanı alsa da nadiren de olsa ileri yaşlarda da tanı alabilmektedir. Tedavisi cerrahi olup bu tedavinin başarısı yüksek, morbidite ve mortalitesi düşüktür.
31 December 2023 in Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi
Amaç: Safra kesesi kanserleri nadir görülen ve tanısı patolojik inceleme ile konulabilen hastalıklardır. Bu çalışmada laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalarda rastlantısal safra kesesi kanseri sıklığımızı saptayarak "safra kesesi kanseri insidansını azaltmak için safra kesesi hastalıklarında kolesistektomi endikasyonlarını genişletmeli miyiz?" sorusuna cevap bulmayı amaçladık. Materyal ve metod: Ocak 2011- Ocak 2023 tarihleri arasında kolesistektomi yapılan hastaların dosyala-rını geriye dönük olarak incelendi. 18 yaş altı , açık kolesistektomi yapılan, ameliyat öncesi tanı alan ve eş zamanlı farklı onkolojik hastalık taşıyan hastalar çalışma dışında bırakıldı. Safra kesesi hastalığı nedeniyle laparoskopik kolesistektomi yapılan 18 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi. Rastlantısal olarak safra kesesi kanseri saptanan hastaların demografik verileri, radyolojik incelemeleri, patoloji raporları, evreleri, takip ve tedavi sonuçları kaydedildi. Bulgular: Belirlenen tarih aralığında kolesistektomi yapılan 4499 hastanın 3324’ü çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılıyordu. Dokuz (%0.27) hastada rastlantısal olarak safra kesesi kanseri tespit edildi. Hastaların 5(%55.5)’i erkekti (E/K:5/4) ve yaş ortalamaları 67.3 (47-78) yıldı. Beş hastaya sadece laparoskopik kolesistektomi yapılırken dört hastaya kolesistektomi sonrasında geniş rezeksiyon sonrası adjuvan kemoterapi verildi. Mortalite oranı %55.5 (n=5)’di. Sonuç: Safra kesesi kanserlerinde erken evrede yakalanan hastalarda neticeler yüz güldürücüdür. Rastlantısal kanser olasılığı nedeniyle radyolojik inceleme ve histopatolojik değerlendirme itina ile yapılmalıdır. Erken yaşta tanı alan benign hastalıklarda semptomatik olmasa dahi yapılacak erken cerrahi tercihi kanser insidansını azaltabilir.
Bilimsel ve teknoloji alanında yaşanılan yeniliklerden en çok etkilenen başta cerrahi bilimler olmak üzere Tıbbi bilimlerdir. Yeni nesil cerrahi yöntemler geleneksel cerrahiden ayrılarak çok farklı bir noktaya gelmiştir. Bu kitap yazılırken bile birçok yeni yöntem geliştirilmiş ve birçok yöntem ise popüleritesini kaybetmiştir. En değerli bilgi en güncel olan bilgidir. Bu nedenle sürekli olarakkaynak kitapların revize edilip güncellenmesi gerekmektedir.