In current study, various types of electrospun scaffolds have been prepared including poly(L-lactide-co-ε-caprolactone), collagen type I, hydroxyapatite nanoparticles (HAp) and silver doped hydroxyapatite particles (Ag-HAp). 13C-NMR, 1H-NMR, FT-IR, XRD, TEM and EDS analyses were performed to characterize the synthesized copolymer and nanoparticles. SEM analysis revealed that the greatest fiber diameter (761 ± 434 nm) was yielded for PLCL fibers, on the other hand, smallest diameter (151 ± 91 nm) was measured for PLCL/COL/Ag-HAp based fibers. According to contact angle test, the existence of collagen and HAp in the blend improved the hydrophilicity of the electrospun scaffolds. The highest tensile strength value (28 MPa) was determined for PLCL/COL based scaffold in the machine direction. Antibacterial efficiency of PLCL/COL/Ag-HAp scaffold was evaluated against gram-positive (Staphylococcus aureus) and gram-negative (Escherichia coli) bacteria and remarkable bactericidal effect (99.99%) has been recorded. Graphical Abstract
27 September 2025 in Regulatory Toxicology and Pharmacology
Microbial colonization is a major factor contributing to peri-implantitis, and creating durable glassy surfaces with antimicrobial agents such as silver and copper may reduce microbial accumulation on dental abutments. This study aimed to develop antimicrobial thin-film glassy surfaces on Ti6Al4V alloy and to evaluate their surface and mechanical properties, antimicrobial effectiveness, and biocompatibility before and after thermal aging. A sol–gel-derived glassy matrix (G) was synthesized, and two antimicrobial coatings were prepared by incorporating ionic Ag (GAg) or a combination of Ag/Cu (GAgCu). Ti6Al4V specimens; these were either left uncoated or dip-coated with G, GAg, or GAgCu and cured at 450 °C. Half of the specimens underwent thermal aging between 5 °C and 55 °C for 3000 cycles. Surface roughness, contact angle, hardness, adhesion strength, scratch resistance, cytotoxicity (Agar diffusion and MTT assay on L929 fibroblasts), and microbial adhesion were evaluated using Streptococcus sanguinis, Porphyromonas gingivalis, and Candida albicans as representative oral microorganisms. Both coatings exhibited low surface roughness, hydrophilic surfaces, improved hardness, and significantly reduced microbial adhesion for all tested species. GAg showed superior mechanical properties, whereas GAgCu demonstrated a relatively stronger antimicrobial effect. Cytotoxicity tests indicated that all coatings were biocompatible at levels suitable for oral use. Overall, these coatings demonstrated strong adhesion, durability, and antimicrobial activity, suggesting their suitability for dental abutments made of Ti6Al4V.
15 December 2021 in International Journal of Life Sciences and Biotechnology
Işıkla aktive olan fotodinamik tedavi (FDT), uzun zamandan beri dermatoloji, kanseroloji, kulak burun boğaz, jinekoloji, gastroenteroloji, üroloji vb. Çeşitli hastalıklar için onaylanmış bir tedavi türüdür. FDT'de kullanılan FS, uygun dalga boyunda ışığı absorblayarak reaktif oksijen türlerini (ROS) oluşturabilen bir maddedir. ROS, hedef hücrelerde mutajenik veya genotoksik etki olmadan sitotoksik etkiler üreterek antimikrobiyal aktivite göstermektedir. Ek olarak, bu süreçte mikroorganizmalar da direnç geliştiremezler. Fotosensitizör maddede bulunan kromofor gruplar spesifik dalga boyundaki ışığa maruz kalmasıyla hücreleri öldürme yeteneğine sahip olan reaktif oksijen türleri (ROS) ve reaktif azot (RNS) gibi zararlı radikallerin üretimi; ışığın dalga boyuna, şiddetine, kullanılan PS’ün miktarına ve çeşidine bağlıdır. Bu araştırmada oluşan bu reaktif türlerin konsantrasyonu çeşitli faktörler ile ayarlanarak vücut dokularına zarar vermeden hasarlı dokuda enfeksiyona neden olabilecek iç ve dış kaynaklı mikroorganizmalardan arındırması öngörülmektedir. Ayrıca fotosensitizör boyar maddenin içerisine sabitlendiği hidrojel yara örtüsünün; yaranın nem dengesini koruması, doku oluşumunu arttırıcı etki göstermesi, yarayı soğutarak acıyı azaltması, gaz geçişini optimum düzeyde tutarak ortam kaynaklı kontaminasyonu engellemesi, matriks sisteminin emici özelliği sayesinde hasarlı doku üzerindeki fazla sıvıyı emerek yaranın daha çabuk iyileşmesine katkı sağlaması gibi fiziksel özelliklere sahip olması hedeflenmiştir.
28 March 2024 in International Journal of Life Sciences and Biotechnology
Geçmişten günümüze çeşitli tıbbi uygulamalarda kullanılmak üzere, vücut içinde etkin ve stabil kontrast ajanlarının geliştirilmesi için kapsamlı araştırmalar yapılmıştır. Özellikle tıbbi ultrason görüntüleme esnasında yüksek kontrast sağlayabilme yetenekleri ile dikkat çeken mikro-kabarcıklar (MBs), gaz çekirdeklerinin sıkıştırılması ve kanın ultrasonla etkileşimi sonucu deforme olarak, MBs’ nin kabuğundaki büzülme-genleşme hareketleri ile yaygın bir kontrast ajanı olarak kullanılmaktadır. MBs’ nin kabarcıkların çekirdek ve kapsül yapısı, kabarcığın stabilitesini ve bununla beraber etkinlik süresine etki etmektedir. Literatürdeki çalışmalar, farklı Q değerlerine sahip gaz çekirdek yapılı MBs’ nin lipit, protein, polimer ve sürfaktan gibi malzemelerle kapsüllendiğini göstermektedir. Bu kapsülasyon malzemeleri ile oluşturulan MBs’ nin ise tıbbi ultrasonik görüntülemede kullanılabilmesi için yeterli yapısal stabiliteye, etkin parçacık boyutuna ve yüksek kontrasta aynı anda sahip olması beklenmektedir. Bu araştırmada ise daha önce literatürde çalışılmamış olan n-pentan (C5) ve perfloropropan (C3H8) gazlarının sol-jel yöntemiyle silika (SiO2) kapsülasyonu yapılarak, 1-5 mikrometre arasında stabil MK elde edilmesi ve kontrast ajanı olarak kullanılması hedeflenmiştir. SiO2-C5 için en uygun sürfaktan miktarının ağırlıkça %10 olduğu belirlenmiş olup, amonyak katalizörünün artırılması ile ortalama hidrodinamik partikül boyutunun ise azaldığı gözlemlenmiştir. İdeal olarak belirlenen SiO2-C5 sistemleri, emülsiyon içinde 7 gün, hava ile etkileşiminde ise 10 dakika boyunca stabilitesini koruduğu görülmüştür. SiO2-C3H8 sistemleri için, çekirdek yapı miktarının arttırılması ile ortalama hidrodinamik parçacık boyutunun azaldığı, 15 güne kadar emülsiyon içinde, 15 dakika hava ile etkileşimi sonrasında stabilitesini koruduğu görülmüştür.