Perfusion index (PI) is becoming a part of clinical practice in neonatology to monitor peripheral perfusion noninvasively. Hemodynamic and respiratory changes occur in newborns during the transition period after birth in which peripheral perfusion may be affected. Tachypnea is a frequent symptom during this period. While some tachypneic newborns get well in less than 6 h and diagnosed as “delayed transition”, others get admitted to intensive care unit which transient tachypnea of newborn (TTN) being the most common diagnosis among them. We aimed to compare PI of neonates with TTN and delayed transition with controls, and assess its value on discrimination of delayed transition and TTN. Neonates with gestational age between 37 and 40 weeks who were born with elective caesarian section were included. Eligible neonates were monitored with Masimo Set Radical7 pulse-oximeter (Masimo Corp., Irvine, CA, USA). Postductal PI, oxygen saturation and heart rate were manually recorded every 10 s for 3 min for two defined time periods as 10th minute and 1st hour. Axillary temperature were also recorded. Newborn infants were grouped as control, delayed transition, and TTN. Forty-nine tachypneic (TTN; 21, delayed transition; 28) and 30 healthy neonates completed the study. PI values were similar between three groups at both periods. There were no correlation between PI and respiratory rate, heart rate, and temperature. PI assessment in maternity unit does not discriminate TTN from delayed transitional period in newborns which may indicate that peripheral perfusion is not severely affected in either condition.
7 March 2019 in The Journal of Maternal-Fetal & Neonatal Medicine
Objectives: The primary aim of the present study was to investigate the survival rates of periviable births in a referral Level III NICU center in Turkey; the secondary aim was to determine the perinatal and natal risk factors related to mortality. Methods: This retrospective cross-sectional study was conducted at the Neonatal Intensive Care Unit between 1 January 2011 and 31 December 2015. All live deliveries occurring from 22 0/7 weeks to 25 6/7 week of gestation were included in the study (total n = 165). We documented prenatal, natal, and postnatal clinical processes in each case and assessed morbidity, mortality, and factors related to long-term prognosis. Results: While none of the infants born at 22 weeks of gestation survived until discharge, the survival rates for those admitted to the NICU were 7.5% for infants born at 23 weeks, 29.1% at 24 weeks, and 43.5% at 25 weeks. A total of 46 survived (27.9%), and follow-up data beyond 12 months were available for 22. The prevalence of neurodevelopmental impairment or neurosensory impairment was inversely associated with gestational age. Conclusions: The most important risk factors associated with mortality in periviable infants were SNAPPE score, antenatal corticosteroid use, and gestational age.
30 March 2021 in Turkish Journal of Pediatric Disease
Amaç: Bu çalışmada hastanemizde Yenidoğan bebeklerini terk eden annelerin sosyodemografik özelliklerinin araştırılması ve terk ediş sebeplerinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2008 ve Aralık 2015 tarihleri arasındaki periyotta hastanemizde terk edilen yenidoğanların ve terk eden annelerinin tıbbi kayıtları, sosyodemografik özellikler ve terk edişlerinin belirtilen sebepleri açısından retrospektif olarak gözden geçirildi. Kayıtlar, IBM SPSS Statistics for Windows (IBM Corp., Armonk, NY, USA, version 20) kullanılarak analiz edildi. Bulgular ve Tartışma: Belirlenen zaman diliminde terk edilmiş 67 bebek (%55,2’i kız) saptandı ve çalışmaya dahil edildi. Terk edilen bebeklerin sayısının yıllar boyunca kademeli olarak arttığı gözlemlendi (2008’de n=1 ve 2015’te n=17). Annelerin çoğunluğunun (%74,6) eğitim seviyesi düşüktü (ortaokul ve altı). Annelerin %73,1’i evli değildi ve %62,7’si çalışmıyordu. Gebeliklerin %28,4’inin tecavüz ve %4,5’inin ensest ilişki sonucu olduğu görüldü. Terk edişlerin birincil sebepleri sosyal sebepler (%62,7) idi ve bu sosyal sebepler arasında en sık (%78) görüleni çevre baskısı (gebeliği aile bireylerinden saklamak) idi. Annelerin eğitim seviyeleri azaldıkça bebeklerin terk edilme oranının arttığı gözlemlendi (p<0.05). Bu çalışmada, birincil terk ediş nedeni çevre baskısı idi. Bebek terk edilmeleri hakkında benzer çalışmaların artması kesin bir gerekliliktir. Bu çalışma, bebeklerin terk edilme sebepleri hakkında ipuçları sağlayan bir başlangıç adımı olarak düşünülebilir.
16 May 2016 in The Journal of Maternal-Fetal & Neonatal Medicine
Background: Microcirculation is an important component of hemodynamic physiology. It can be assessed simply by clinical scores or by a variety of techniques including sidestream dark field (SDF) imaging and peripheral perfusion index (PI) measurements. Mode of delivery may have affects on microcirculation during transitional period. The aim of this study was to compare skin microcirculation in newborns born via vaginal delivery (VD) or cesarian section (C/S). Methods: Term healthy newborns not requiring NICU admission were included. Vital signs were recorded. Skin microcirculation was determined by clinical scoring including capillary refill time, skin color, warmth of extremities, by SDF imaging where capillary density and microvascular flow is determined and by PI measurements where pulsatile and nonpulsatile capillary flow is measured. Assessments were done at 30 min and 24 h of life. Results were compared between VD and C/S groups and overtime. Results: There were 12 newborns in VD group and 25 newborns in C/S group. No difference was observed in microcirculation assessments between groups. However VD group had increased hyperdynamic flow overtime. Conclusion: In healthy term newborns microcirculation does not seem to be affected by mode of delivery, however results may differ in sick or preterm newborns.
22 July 2024 in Turkish Journal of Pediatric Disease
Amaç: Bu çalışmada üçüncü basamak bir çocuk acil servisine başvuran, enkaz altında kalmayan pediatrik ‘deprem mağduru’ hastaların değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntemler: 7 Şubat 2023 ile 22 Şubat 2023 tarihleri arasında hastanemize depremden sonraki ilk 15 gün içinde başvuran ve enkaz altında kalmayan pediatrik ‘deprem mağdurlarının’ verileri geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların başvuru süreleri erken, orta ve geç başvurular olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, uyruğu, şikâyeti ve klinik özellikleri, depreme maruz kaldıkları il, deprem anından başvuruya kadar geçen süre, hastaneye ulaşım şekli, tanı ve tedavileri kaydedildi.Bulgular: Araştırmaya 719 depremzede çocuk katıldı. Hastaların ortalama yaşı 49 aydı (IQR 16 – 105), 387’si erkekti (%53.8). Yaş sınıflamasına göre infant (n=131; %18.2), oyun çocukluğu (n=192; %26.7) ve okul çocukluğu (n=207; %28.8) en sık başvuru yapılan yaş grubuydu. Depremden sonra hastanemize ilk başvuru 19 saat sonra gerçekleşti. Otuz beş (%4.8) hasta deprem sırasındaki kazalar nedeniyle başvurdu. Başvuran hastaların önde gelen tanıları üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) (%33.9), akut gastroenterit (%14.4) ve orta kulak iltihabı (%11.2)’di. Hastaların 660’ı (%91.8) acil servisten taburcu edildi, 59’u (%8.2) hastaneye yatırıldı.Sonuç: Depremin ilk günlerinde ikincil kazalar ön plana çıkarken, ilerleyen günlerde enfeksiyonlar takip etti. Afetlerde en savunmasız grup çocuklardır. Bu nedenle afet sonrası ‘iyileşme’ döneminde oluşabilecek ikincil kazalar, bulaşıcı hastalıklar ve özel tıbbi durumlarla başa çıkmak için iyi planlama yapılmalıdır.