RABİYE ALTINBAŞ

Dr. RABİYE ALTINBAŞ


Research Focus & Metrics

Academic Career Length

9Years (2018-Present)

(Calculated once Scilit publication data is synced: current year − year of first publication + 1)

Representative Publications

View All Publications
17 December 2020 in TURKISH JOURNAL OF MEDICAL SCIENCES
Verified
Journal Article
Open access
RARABİYE ALTINBAŞ
RABİYE ALTINBAŞ
ABAyşe Barış
Ayşe Barış
SŞSümeyye Şen
Sümeyye Şen
RÖRecep Öztürk
Recep Öztürk
NKNuri Ki̇rAz
Nuri Ki̇rAz
The infections caused by Candida species are in significant increase today and invasive Candida infections are generally associated with high mortality. Early diagnosis and identification of Candida spp. are important for the determination of antifungal agents that will be used for treatment. The aim of the present study was to provide a better regimen for Candida infections in future. Sensititre YeastOne method was compared with The Clinical Laboratory Standards Institute reference broth microdilution testing method. Endpoints of minimal inhibitory concentrations (MICs) were determined for both methods. By using both methods, MIC values of micafungin, caspofungin, voriconazole, and fluconazole were lower than amphotericin B. The values obtained with Sensititre YeastOne method were in high categorical agreement for ecinocandins and amphotericin B. The results of voriconazole and fluconazole were in low categorical agreement. The categorical agreement between the SYO and the BMD results at 24 h was 82.1% for VORI and 98.4% for AMB. The values obtained with Sensititre YeastOne method for all antifungal agents were in high essential agreement with the data of Clinical Laboratory Standards Institute reference broth microdilution method. The essential agreement between the SYO and the BMD results at 24 h was 94.0% for MFG and 99.0% for AMB. The Sensititre YeastOne method was ready-to use so appeared to be easier and more efficient for Candida isolates.

14 June 2018 in TURKISH JOURNAL OF MEDICAL SCIENCES
Verified
Journal Article
Closed access
RARABİYE ALTINBAŞ
RABİYE ALTINBAŞ
FOFatma Ozakkas
Fatma Ozakkas
ABAyse Baris
Ayse Baris
DTDeniz Turan
Deniz Turan
SSSumeyye Sen
Sumeyye Sen
Background/aim: Dermatophytes are the causative agents of dermatophytosis, which is a common disease worldwide that affects the hair, skin, and nails. Dermatophytes comprise more than 40 species in 3 genera: Microsporum, Trichophyton, and Epidermaphyton. In this study, we aimed to determine the effectiveness of seven antifungal agents: amphotericin B, terbinafine, itraconazole, voriconazole, ketoconazole, miconazole, and fluconazole. Materials and methods: A sensitivity study was performed using a microdilution method in accordance with the CLSI M38-A2 standards using isolates of Trichophyton rubrum (n = 55), Microsporum canis (n = 9), and Trichophyton interdigitale (n = 2), which were identified by sequencing the internal transcribed spacer region of the rDNA. Results: According to the results of antifungal sensitivity tests, the geometric mean (GM) minimum inhibitory concentration (MIC) against T. rubrum was 0.10 mu g/mL for ketoconazole, 0.20 mu g/mL for itraconazole, 0.07 mu g/mL for miconazole, 0.48 mu g/mL for fluconazole, 2.27 mu g/mL for amphotericin B, 0.06 mu g/mL for voriconazole, and 0.06 mu g/mL for terbinafine. Conclusion: The most effective antifungal drugs were voriconazole and terbinafine, both of which had a GM MIC of 0.06 mu g/mL.

26 July 2023 in Eskisehir Medical Journal, Eskisehir City Hospital
Verified
Journal Article
Open access
PDF file
RARABİYE ALTINBAŞ
RABİYE ALTINBAŞ
AYAysel Yağmuroğlu
Aysel Yağmuroğlu
EÇEsi̇n Çeti̇n
Esi̇n Çeti̇n
SÇSali̇h Çaprak
Sali̇h Çaprak
STSi̇nAn Türkay
Si̇nAn Türkay
AUAli̇ Uncu
Ali̇ Uncu
Giriş: SARS CoV-2’nin, diğer solunum yolu patojenleri ile koenfeksiyonu, hastalığın seyrini kötüleştirir. COVID-19 hastalarının başarılı tedavisi için, antimikrobiyal tedavi uygulanmaktadır. Ancak uygunsuz antimikrobiyal kullanımı, dirençli patojenlerin artmasına, yeni direnç paternlerinin ortaya çıkmasına, tedavisi güç, mortalitesi yüksek enfeksiyonlara neden olur. COVID-19 hastalarında daha iyi terapötik sonuçlar elde etmek ve ampirik antimikrobiyal tedavi stratejilerinin belirlenmesine katkı sağlamak amacı ile kendi merkezimizdeki koenfeksiyonlar analiz edildi. Yöntemler: Nazofaringeal sürüntü örnekleri RT-PZR test yöntemi kullanılarak SARS CoV-2 virüsü yönünden, solunum yolu örnekleri (balgam, bronkoalveolar lavaj, trakeal aspirat) de bakteri/mantar kültürleri yönünden test edildi. İzolatların tanımlanması ve antibiyotik duyarlılığı için Vitek 2 Compact (Biomerieux, Fransa) cihazı kullanıldı. Bulgular: COVID-19 testi pozitif olan hastalar arasında 15 vakada (15/1093 %1.4) bakteriyel/fungal koenfeksiyon görüldü. 3 vakada birden fazla mikroorganizma olmak üzere koenfeksiyonlarda toplam 18 mikroorganizma izole edildi. Bunlar, 10 Gram-negatif bakteri (%55.6), 2 Gram-pozitif bakteri (%11.1) ve 6 maya mantarı (%33.3) olarak raporlandı. Üreyen bakteri türleri sırası ile: Aeromonas hydrophila/caviae (n=2), Burkholderia cepacia (n=2), Pseudomonas aeruginosa (n=2), Acinetobacter baumannii (n=2), Achromobacter xylosoxidans (n=1), Serratia marcescens (n=1) ve Staphylococcus aureus (n=2) olarak tanımlandı. Mayaların türleri de Candida albicans (n=2), Candida glabrata (n=2) ve Candida kefyr (n=2) olarak tanımlandı. Burkholderia cepacia, Pseudomonas aeruginosa, Acinetobacter baumannii izolatları çok ilaca dirençli olarak bulundu. İki Acinetobacter baumannii türü hariç, hiçbir izolatta karbapenem direncine rastlanmadı. En yüksek direnç gentamisin (%83.3) ve siprofloksasine (%83.3) karşı bulundu. Trimetoprim/sulfametoxazole (%66.7), piperasillin/tazobactam (%66.7) ve amikasin’e (%40) ise daha düşük oranlarda direnç tespit edildi. Her iki Staphylococcus aureus’ta metisilin direnci tespit edildi. Bakterilerin hiçbirinde kolistine direnç görülmedi. Gram pozitif bakteriler vankomisin, linezolid ve tigesikline duyarlı olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızda, COVID-19 tanısı almış ve eş zamanlı solunum yolu örnekleri kültürü istenen hastalardaki bakteriyel/fungal koenfeksiyonları inceledik. Koenfeksiyon sıklığı düşük olmasına rağmen antimikrobiyal direnç oranları yüksek bulundu. Bu sonuçlara göre, yüksek antimikrobiyal direnç oranlarını önlemek için her merkezin, antimikrobiyal yönetim programı uygulaması önemlidir. Tedavisi güç, mortalitesi yüksek enfeksiyonların ve artan direnç oranlarının önlenmesinde enfeksiyon kontrol yöntemlerine uymak ve geniş spektrumlu antimikrobiyalleri uygun kullanmak kritik öneme sahiptir. Ülkemizde COVID-19 hastalarının bakteriyel/fungal koenfeksiyonları hakkında henüz yeterli veri yoktur. Bu bağlamda çalışmamızın, sözkonusu hastalar için optimal antimikrobiyal kullanımı konusunda fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.

16 October 2020 in Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi
Verified
Journal Article
Closed access
PDF file
EEEzgi Eroğlu
Ezgi Eroğlu
ÇÜÇiğdem Çengelli̇ Ünel
Çiğdem Çengelli̇ Ünel
NHNuşin HARMANCI
Nuşin HARMANCI
ZKZuhal Kaltuş
Zuhal Kaltuş
CKCansu Kılıç
Cansu Kılıç
KEKevser Erol
Kevser Erol
Objective: It is aimed to investigate the anti-convulsant effects of bioactive gas mediators hydrogen sulfide (H2S), carbon monoxide (CO) and nitric oxide (NO) in pentylenetetrazole-induced convulsions in rats. Material Methods: Eighty male Wistar-Albino rats randomly divided into ten groups. Convulsions was induced by administering 60 mg/kg pentylentetrazole intraperitonally. Diazepam, NaHS, CORM-2, L-arginine and L-NAME were administred 60 minutes after pentylentetrazole. Seizure latency, seizure duration and seizure score were evaluated. Data were analyzed by the Kruskal Wallis test followed by posthoc analyses with Tukey. P <0.05 was considered statistically significant. Results: Diazepam (2 mg/kg) extended the seizure latency and no significant difference was found in other groups. Diazepam (1 and 2 mg/kg) and NaHS (10 mg/kg) reduced seizure duration. NaHS (5 mg/kg), CORM-2 (5 and 10 mg/kg), L-arginine (30 and 100 mg/kg) and L-NAME (30 mg/kg) increased the seizure score significantly as compared to diazepam (1 and 2 mg/kg) groups. Conclusion: NaHS (10 mg/kg) may be protective in pentylentetrazole-induced seizures.

1 January 2018 in The Medical Journal of Okmeydani Training and Research Hospital
Verified
Journal Article
Closed access
RARABİYE ALTINBAŞ
RABİYE ALTINBAŞ
GIGüzin İsKeleli
Güzin İsKeleli
SCSelcan Colakoglu
Selcan Colakoglu
SHSamira Hagverdiyeva
Samira Hagverdiyeva
MKMert Ahmet Kuskucu
Mert Ahmet Kuskucu
HTHırisi Bahar Tokman
Hırisi Bahar Tokman

26 July 2021
Verified
Book
Closed access
PDF file
NANazmiye Deniz Arslan
Nazmiye Deniz Arslan
NMNilay Bakoglu Malinowski
Nilay Bakoglu Malinowski
RARABİYE ALTINBAŞ
RABİYE ALTINBAŞ
MUMustafa Yener Uzunoğlu
Mustafa Yener Uzunoğlu
AÖAyhan Öz
Ayhan Öz
ÖKÖmer Faruk Karaçorlu
Ömer Faruk Karaçorlu
Kanser, insanlığı gerek maddi gerekse manevi açıdan tehdit eden önemli evrensel bir hastalık olmaya devam etmektedir. Bu nedenle kanserin moleküler biyolojisinin anlaşılması ve kanser tedavisine yönelik güçlü prognostik, diyagnostik ve terapötik ajanların geliştirilmesi adına günümüzde büyük çaba sarf edilmektedir. Bu bağlamda, her ne kadar bazı buluşlar ümitlerimizi yeşertse de tanı ve tedaviye yönelik var olan yöntemler ilerlemiş kanser tiplerine karşı savaşta yetersiz kalmaktadır. Son yıllarda insan genom projesinin tamamlanması ile kanserin moleküler temellerinin aydınlatılması adına bilimsel anlamda ciddi adımlar atılmış ve bu adımlar sonucunda heyecan verici güzel sonuçlar elde edilmiştir. Protein kodlayan genlerden kodlanmayan RNA genlerine, epitelyal mezenkimal geçiş mekanizmasından anjiyogeneze, apoptotik hücre ölümünden otofajiye kadar kanserde rol oynayan moleküler birçok yolak ve mekanizma hakkında bugün detaylı bilgilere sahibiz. Ancak bu bilgiler her gün yayınlanan binlerce kanser araştırma makalesi ile gün geçtikçe daha da güncellenmekte ve var olan bazı bilgiler yeni yaklaşımların ortaya çıkması ile geçerliliğini kaybetmektedir.Kanserin moleküler biyolojisinin ve immünolojisin geniş perspektifte anlatıldığı bu kitap, konunun bütünlüğü göz önünde bulundurularak, okuyucunun daha kolay takip edebileceği 5 kısma bölünmüştür. Birinci kısımda, kanserin moleküler temellerine yer verilerek, epidemiyolojisi, histopatolojisi, kanserde onkogen ve tümör baskılayıcı genler ile ilgili genel konulardan bahsedilmiştir. İkinci kısım, Hanahan ve Weinberg’in 2000 yılında yayınladıkları “kanserin ayırt edici özellikleri” makalesinden esinlenerek oluşturulmuş ve bu kısımda kanser hücrelerinin normal hücrelerden ne gibi farklıklarının olduğu geniş bir çerçevede ele alınmıştır. Üçüncü kısımda, özellikle son yıllarda kanser ilişkili yolaklarda önemli işlevleri tanımlanan birçok molekül ile epigenetik düzenleme mekanizmaları güncel verilerle anlatılırken; dördüncü kısımda ise tümör immünolojisi, immün sistemden kaçış mekanizmaları, tümör mikroçevresi ve immünoterapi konularının detaylı olarak ele alındığı kanserin gelişim mekanizmaları ve kişiselleştirilmiş kanser tedavisi için prognostik biyobelirteçler, tümör immüno-baskılanmasını hedefleme stratejileri, gen tedavisi, kanser immünoterapisindeki hücreler, monoklonal antikorların kullanımı gibi daha birçok yenilikçi yaklaşım açıklanmıştır. Son kısım ise klinikte moleküler tanı amaçlı kullanılan veya tedavi planlama stratejilerinde yardımcı olan biyobelirteçlerin anlatıldığı, anti-kanser tedavi yöntemlerin geniş bir şekilde tartışıldığı, gen tedavisi ve kişiselleştirilmiş tıbbın örnekler ile üzerinde durulduğu kısımdır. Alanında uzman birbirinden değerli birçok bilim insanının katkılarıyla siz okuyucular için özenle derlenerek oluşturulan bu kitapta; kanserin moleküler biyolojisi ve immünolojisine güncel bir bakış açısı getirilmesi amaçlanmıştır. Gelişen teknoloji ve artan bilimsel bilginin ışığında bu eserin değerli ve saygın bilim insanlarına fayda sağlaması temennisiyle…