Amaç: Sinsi şekilde ilerleyerek geç evrede teşhis edilen akciğer kanserinde hastalığın nüksetmesi, ilaç direncinin gelişmesi veya klasik tedavi etkinliğinin sınırlı olması hala bir sorun olmaya devam etmektedir. Tedaviyi zorlayan bu faktörler araştırmacıları yeni arayışlara yönlendirmektedir ki; son zamanlarda bor içeren bileşikler, kanser türlerinde sitotoksik veya genotoksik etkilerinden dolayı ilgi çekmektedir. Bu nedenle çalışmada ilk kez kiral grubu bor temelli bileşiklerin insan alveolar hücre adenokarsinomu olan A549 hücre hattında sitotoksik etkisinin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve metod: T1B1 ve T1B2 bileşikleri daha önce açıklanan yöntemler üzerinde bazı stokiyometrik oranlarda değişik-likler yapılarak Dean-Stark sisteminde uygun reaksiyon koşullarda yeniden sentezlendi. Sentezlenen T1B1 ve T1B2 bileşikle-ri, 10-60 µg/ml konsantrasyonlarda 6 dozda A549 hücrelere 48 ve 72 saat ayrı ayrı uygulandı. A549 adenokarsinoma hücrelerinde kiral grup içeren üç koordineli bor bileşikleri olan T1B1 ve T1B2’nin sitotoksik etkileri kolorimetrik olarak MTT yöntemiyle belirlendi. Ardından elde edilen optik dansite (OD) verilerinden yararlanılarak her bileşiğe ait IC50 değeri hesap-landı. Bulgular: Elde edilen sonuçlara göre 10-60 µg/ml konsantrasyon aralığında çalışılan biyoaktif ajan olarak kiral grup içeren üç koordineli T1B1 ve T1B2 bor bileşikleri A549 hücre hattı üzerinde sitotoksik etkileri tespit edildi. Kontrol grubuna göre her iki bileşiğin tüm konsantrasyonlarında önemli düzeyde sitotoksik etki oluştuğu belirlendi (p<0.001). IC50 değerlerine baktı-ğımızda, T1B1 bileşiği için 48 saatte 15.84 µg/ml ve 72 saatte 12.22 µg/ml olarak, T1B2 bileşiği için 48 saatte 19.62 µg/ml ve 72 saatte 13.59 µg/ml olarak hesaplandı. Bu bor bileşiklerden T1B1’in sitotoksik aktivitesinin daha güçlü olduğu belirlendi. Sonuç: A549 hücrelere uygulanan T1B1 ve T1B2 bor bileşiklerin artan zamana ve konsantrasyonlara bağlı olarak proliferas-yonu azalttığı ve sitotoksik etki oluşturduğunu belirledik. Gelecekte yeni sentezlenecek bor bileşiklerin kanser hücrelerin-deki biyokimyasal ve moleküler mekanizmalar üzerinde etki mekanizmalarının daha detaylı açıklanması kanserle mücade-lede ve tedavisindeki rolünün belirlenmesi açısından önemli olacaktır.
Background and Objectives: The integration of chemotherapy (ChT) and immune checkpoint inhibitors (ICIs) has become a standard approach in oncology. Although the addition of ICIs to double-agent ChT regimens has demonstrated clinical benefit in multiple studies, other trials have reported no significant improvement. ChT is hypothesized to potentiate the effects of ICIs through multiple mechanisms, including tumor antigen release and modulation of the tumor microenvironment. This study aimed to evaluate whether nivolumab enhances the cytotoxic effects of cisplatin or paclitaxel in lung adenocarcinoma (A549) cell lines under immune-independent conditions. Materials and Methods: A549 lung alveolar carcinoma cell lines were treated with varying concentrations of nivolumab, cisplatin, and paclitaxel, individually and in combinations. Cytotoxicity and apoptosis were assessed using mitochondrial membrane potential analysis, cell viability assays, and morphological evaluation of cellular and nuclear alterations characteristic of apoptotic cell death. Results: Nivolumab alone exhibited no cytotoxic activity. The combination of cisplatin at its IC50 (half-maximal inhibitory concentration) (3 µg/mL) with 13 µg/mL nivolumab yielded the most pronounced cytotoxicity (89%) compared to cisplatin alone (49%, p < 0.001). Paclitaxel combined with nivolumab increased cytotoxicity to 69% versus 51% for paclitaxel alone (p < 0.05). The enhancement effect was greater with cisplatin than with paclitaxel. Notably, adding nivolumab to the cisplatin–paclitaxel combination reduced cytotoxicity from 73% to 64%. Mechanistic analysis revealed a significant reduction in Rhodamine 123 fluorescence intensity in drug-treated groups versus controls (p < 0.001), indicating loss of mitochondrial membrane potential, a hallmark of intrinsic apoptotic activation, suggesting apoptotic priming. Conclusions: Nivolumab potentiates the cytotoxic effects of cisplatin and paclitaxel in A549 lung adenocarcinoma cells, with a more pronounced effect observed in combination with cisplatin. This enhancement is associated with mitochondrial membrane potential loss, supporting mitochondrial apoptotic priming as a potential underlying mechanism of drug synergy.
Amaç: Kanser tedavisinde kemoterapatiklere bağlı yan etkilerin ortaya çıkması, ilaç direnci gelişimi en önemli sorunların başında gelmektedir. Bu güçlüklerin üstesinden gelebilmek için yeni antikanser ajanları araştırmalarına olan ihtiyaç artmaktadır. Son yıllarda Schiff bazlarının antikanser aktiviteye sahip olduğuna dair veriler dikkat çekmektedir. Bu bileşiklerin kanser hücrelerinde apoptozuindükleyerek hücre ölümüne yol açtığı ve DNA ve RNA sentezini durdurarak hücre çoğalmasını engellediği bildirilmektedir.Çalışmada, florlu Schiff bazları ile bunların bakır ve paladyum komplekslerinin insan kronik myeloid lösemi hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri araştırılmıştır.Araçlar ve Yöntem: K562 lösemi hücrelerinde florlu Schiff bazlarından o-florofenil-3,5-di-tert-butilsalisilaldimin [o-FPh-3,5-DTBS] ve p-florofenil-3,5-di-tert-butilsalisilaldimin [o-FPh-3,5-DTBS]) bileşiği ve bu bileşiklerin bakır ile paladyum komplekslerinin sitotoksik etkileri kolorimetrik olarak MTT yöntemiyle belirlendi. Bu amaçla sentezlenen altı bileşiğin 1-1000 μM aralığındaki logaritmik dozları kullanıldı. K562 hücrelerinin bileşiklerle 72 saat inkübasyondan sonra elde edilen optik dansite (OD) verilerinden yararlanılarak her bileşiğe ait IC50 değeri hesaplandı.Bulgular: K562 hücrelerde o-FPh-3,5-DTBS bileşiğinin, p-FPh-3,5-DTBS bileşiğine kıyasla daha yüksek sitotoksik etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu bileşiklerin bakır kompleksleri, paladyum komplekslerine göre daha güçlü sitotoksik etki göstermiştir.Sonuç: Sitotoksik etkiye sahip bu bileşikler ile yapılacak ileri düzeydeki çalışmaların faydalı olacağını düşünmektedir.
Exosomes are one of the extracellular vesicles that are secreted by almost all cell types and body fluids. Because they are nanosized (30–200 nm), they can be used as natural nanovesicles. Exosomes have recently been preferred for their low immunogenicity and toxicity features for cell-free therapy, nano-drug carriers, and regenerative medicine. Rapid and appropriate exosome isolation has become increasingly critical due to its extensive application area. In this study, we isolated the MCF-7 cell exosomes using a biological membrane that works for nanoparticle isolation. Our results showed that the number of exosomes was 2 × 106 particles per ml in the cell line media, with a peak size of 110 nm. The proposed technique has features such as simplifying the operative procedures, low cost, and high efficiency. In addition, this technique did not use high-cost reactants, and it was not time-consuming. Additionally, no further procedure was necessary, and the amount of hand manipulation was minimal.