Amaç: Bu araştırma İklim Değişikliği Anksiyetesi Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Türkiye’de yaşayan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18 yaş üstü 698 kişi oluşturmaktadır. Araştırmaya ilişkin veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “İklim Değişikliği Anksiyetesi Ölçeği” kullanılarak sosyal medya platformları aracılığıyla çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Ölçeğin uyarlama çalışması için yapı ve dil geçerliliği ile güvenirliliğine bakılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda ölçeğin iç tutarlılığının test edilmesi için cronbach’s alfa değeri incelenmiş ve yapı geçerliği için açımlayıcı faktör analizi ile doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin orijinal formu, 5’li Likert tipinde olup 13 maddeden ve 2 alt faktörden oluşmaktadır ancak bu çalışmada ölçeğin uygulandığı örneklemden edinilen bulguların analiz edilmesi sonucunda, ölçeğin tek faktörlü bir yapı sergilediği görülmüştür. Yapı geçerliliğini test etmek için uygulanan doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre (CFI=.969, NFI=.961, RSMEA=.075, GFI=.945) tek faktörlü yapının uyum iyiliğinin kabul edilebilir düzeyde ve oldukça iyi olduğu saptanmıştır. Bu tek faktörlü yapıda ölçek toplamı için Cronbach’s alfa değeri .947 olarak bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada Türkçeye uyarlanan İklim Değişikliği Anksiyetesi Ölçeği'nin bireylerin iklim değişikliği anksiyete düzeylerini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir.
Bu çalışmanın amacı; son günlerde tüm dünyayı etkisi altına alan ve hızlı bir şekilde yayılan COVID-19 salgını sürecinde Türkiye’de yaşayan bireylerin sosyodemografik özellikleri ile psikolojik sağlamlıkları ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini, Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşamakta olan, yaşları 15 ile 72 arasında değişen 525 birey oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında, bilimsel araştırma onayı ve etik kurul onayı alınmıştır. Katılımcılara tesadüfi örnekleme yoluyla, elektronik tabanlı anket yöntemiyle (Google Forms aracılığıyla) ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır. Spearman korelasyon analizi, katılımcıların psikolojik sağlamlıkları arttıkça anksiyetelerinin düştüğünü göstermektedir ( r= -0.453, p<0.01). Katılımcıların COVID-19’a yakalanabilme algısı arttıkça anksiyeteleri artmaktadır (r = 0.177, p<0.01). Ayrıca psikolojik sağlamlık arttıkça önleyici davranışları da artmaktadır (r = 0.103, p<0.01). Katılımcıların %95.8’inin salgın sürecinde ellerini daha sık yıkamaya başladıkları, %93.7’sinin el sıkışmaktan kaçındığı öğrenilmiştir. Salgın sürecine dair ekonomik endişesi olan grubun (%77.7) kaygı düzeyleri anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p = 0.002). Gerçekleştirilen analizler sonucunda katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeyi arttıkça kaygı düzeylerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların COVID-19’a yakalanacağı ihtimali yönündeki algısı arttıkça kaygılarının da arttığı tespit edilmiştir. COVID-19 pandemisinde kadınların erkeklere göre kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüş ve kadınların psikolojik sağlamlık düzeylerinin daha düşük olduğu bulgulanmıştır. Öte yandan; evde yaşayan kişi sayısı, katılımcıların evli ya da bekar olma durumu, eğitim düzeyleri ve yaşadıkları ilin katılımcıların kaygı ve psikolojik sağlamlık düzeylerini etkilemediği tespit edilmiştir.
18 December 2019 in Archives of Health Science and Research
Intrduction and Goal: The number of elderly people affected by elderly abuse is increasing day by day in all over the World. Studies done on financial abuse of elderly people are very limited especially in Turkey. The goal of this research is to define whether elderly people had been exposed to financial abuse before or/and after being placed in senior centers. Method: 100 elderly people living in Etiler Nursing and Rehabilitation Center for Elderly People, Zeytinburnu Semiha Şakir Senior Center and Sultangazi Senior Center had been interviewed face to face. Findings: It was determined through the research that most of the elderly people had been exposed to financial abuse to a considerable extent. It has seen that most of the participants had gone through financial abuse more, before being replaced to senior centers. Yet, most stated that even though the density of financial abuse was decreased after being replaced to senior centers, they keep experiencing it to some extent. Results: It was found out that elderly people had been exposed to “economic abuse” considerably.
Amaç: Bu araştırma, sosyal hizmet bölümünden mezun olan öğrencilerin mevcut istihdam durumlarını, istihdama ilişkin gelecek beklentilerini, mezunların mesleğe ilişkin umut düzeylerini, istihdam sürecinde yaşadıkları problemleri belirleme amacı taşımaktadır. Araştırmanın, İstihdama etki eden faktörlerin belirlenmesinin; varsa mevcut sorunların anlaşılması ve çözümlenmesine ilişkin uygulamalara referans olabileceği düşünülmektedir. Yöntem: Araştırmada betimsel istatistikler ve ki-kare testinden yararlanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların mezuniyet yılları ile istihdam durumları, meslekle alakalı istihdam durumları ve çalıştıkları kurum türü arasında; cinsiyetleri ile istihdam durumları arasında anlamlı bir farklılaşma tespit edilmiştir. Katılımcıların; sosyal hizmet mesleğiyle alakalı bir alanda istihdam edilme durumları ile iş memnuniyetleri arasında anlamlı bir farklılaşma tespit edilmiştir. Sonuç: 2015-2021 yılları arasında; kamudan çalışma oranı düşerken özel sektörde çalışma oranı artmıştır. Meslekle alakalı istihdam azalmıştır. Mezunların, istihdamın geleceğine ilişkin beklentileri düşüktür.
The aim of the research is to assess supervision needs of social workers working in the field of immigration. Within the scope of the research, interviews were conducted with 17 social worker working with refugees and persons living under temporary protection. Interviews were conducted in the form of face-to-face and telephone interviews. Open-ended questions were directed to the participants in the interviews performed by using semi-structured interview technique; they were asked to share their opinions within the scope of such titles as their thoughts about supervision, anxiety that they feel about the cases they encounter, occupational competence and case management. Their sharings were evaluated within the scope of supervision need of social workers working in the field of immigration. In the context of the evaluation, it was seen that social workers working in the field of immigration need supervision support in the issues such as occupational competence, difficulties in case management process, living ethical dilemma, having difficulty in finding opportunity of constant professional consultation with the effect of their field of study when they first started the profession. The importance of the study lies on the fact that it reveals the supervision need of the professionals who are working as social workers in the field of immigration in Turkey.
Authenticity refers to personality and situational characteristics that enhance the psychological well-being of individuals. Authenticity develops under the influence of various factors. Drawing on the Theory of Existential Psychotherapy (EPT) framework, the present study aimed to investigate the extent to which free will belief, self-consciousness, and presence of meaning in life predict authenticity. The researchers used a mixed-method design to examine the relationship between these predictors and authenticity. The sample consisted of 505 participants, with 455 in the quantitative design and 50 in the qualitative design. The quantitative analyses revealed a positive association between presence of meaning in life and self-consciousness with authenticity. The findings suggest that self-consciousness mediates the relationship between presence of meaning in life and authenticity, and between free will belief and authenticity, with a full mediating effect for free will belief and a partial mediating effect for presence of meaning in life. The qualitative analyses elucidated the relationships between free will belief-authenticity, life meaning-authenticity, self-consciousness-authenticity, and free will belief-presence of meaning in life-self-consciousness-authenticity. Overall, the findings indicate that the factors investigated, in line with the theoretical framework proposed in EPT, can enhance authenticity.