The purpose of this study was to analyze the relationship between nursing students’ dysfunctional attitudes and their acceptance of aesthetic surgery. The study was performed as a descriptive study with 105 second-year nursing students at a health sciences faculty located in the central Black Sea Region of Turkey. The Descriptive Characteristics Form, the Acceptance of Cosmetic Surgery and the short-form Dysfunctional Attitudes Scale were used for the collection the data. Data were analysed by using the SPSS Statistics 23.0. Descriptive statistics (frequency, percentage, mean, and standard deviation), Mann-Whitney U, Kolmogorov-Smirnov, Kruskal-Wallis and Pearson's correlation tests were used. It was found that the mean of scores obtained from the Acceptance of Cosmetic Surgery Scale and the short-form Dysfunctional Attitudes Scale were respectively 52.44±20.97 and 87.64±17.97 points. Moreover, it was ascertained that there was a statistically significant weak negative correlation between the students’ dysfunctional attitudes and whether they accepted the aesthetic surgery (r= -0.281, p< 0.01). The nursing students have dysfunctional attitudes and acceptance for aesthetic surgery were above the medium level. Increasing dysfunctional attitude negatively affects the acceptance of aesthetic surgery. In light of this result, it is considered that, for raising awareness about the students’ dysfunctional attitudes and improving them, it is important to support the students and it is necessary to inform them about the aesthetic surgery. Nurse educators should provide students with additional education to identify dysfunctional attitudes. For this reason, it is recommended to include course contents that provide information about aesthetic surgery and dysfunctional attitudes in the nursing curriculum.
Amaç: Bu çalışmada hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin epistemolojik inançları ve problem çözme becerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini 333 hemşirelik ve ebelik öğrencisi oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, Epistemolojik İnanç Ölçeği ve Problem Çözme Envanteri ile toplanmıştır.Bulgular: Epistemolojik İnanç Ölçeğine göre öğrencilerin öğrenmenin çabaya bağlı olduğuna dair inançlarının düşük, öğrenmenin yeteneğe bağlı olduğuna dair inançlarının yüksek ve Tek doğrunun var olduğuna dair inanlarının ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin problem çözme becerilerinin de orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Toplam Epistemolojik İnanç Ölçeği ile toplam Problem Çözme Envanteri arasında negatif zayıf bir ilişki olduğu saptanmıştır.Sonuç: Araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlara göre, öğrencilerin epistemolojik inançları ile problem çözme becerileri arasında zayıf bir ilişki belirlenmiştir. Eğitimcilerin ders içeriklerinin öğrencilerin problem çözme becerilerini arttırmaya yönelik düzenlemesi önerilmektedir.
Urpose: Liver transplantation can be a lifesaving option for people with acute/chronic liver failure. Although liver transplantation has positive outcomes, the recipients experience many physical, psychological and social problems. It is of great importance to satisfy their needs for counselling so that they can overcome these problems. The aim of the study was to describe the counselling needs of living liver transplant recipients. Materials and Methods: A descriptive qualitative research design was used. The study was conducted between November 2012 and December 2012. In-depth interviews were performed with sixteen participants who had experiences of living liver transplantation. Data were analyzed with inductive content analysis. Results: The liver transplant recipients’ counselling needs were categorized into two main themes: ‘’pre-transplantation period counselling needs’’ and ‘’post-transplant period counselling needs’’. Subthemes were also identified and described. The first main theme had three subthemes (causes and symptoms of liver failure, treatment process, living donors) and the second main theme had four subthemes (medications used, possible complications, sexuality and body image and life after transplantation). Conclusions: The results indicate that the living liver transplant recipients’ currently have insufficient knowledge about transplantation periods and they need counselling.
Çalışmanın amacı cerrahi ve dahili kliniklerde çalışan hemşirelerin profesyonel değerleri ile hasta güvenliği tutumlarının incelenmesidir. Araştırma tanımlayıcı olarak bir karaciğer nakil enstitüsü ile Orta Karadeniz’de yer alan bir tıp fakültesi hastanesinin dahili ve cerrahi kliniklerinde çalışan 258 hemşireyle, Mayıs 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler “Hemşire Tanıtım Formu”, “Hemşirelikte Profesyonel Değerler Ölçeği’’ ve “Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği’’ ile yüz yüze olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, aritmetik ortalama, ortanca, kruskalwallis varyans analizi, gameshowell testi, bağımsız örneklem t testi, spearman korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Hemşirelerin Profesyonel Değerler (126.55±20.53) ile Hasta Güvenliği Tutumu Ölçeğinden aldıkları (158.88±27.192) toplam puanların ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Katılımcıların Profesyonel Değerler Ölçeği ve ortalama puanları ile yaş, eğitim durumu, çalışma yılı ve klinikteki pozisyonları arasında anlamlılık bulunmuştur. Hemşirelerin Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği ortalama puanları ile yaş ve eğitim durumu arasında istatistiksel olarak fark saptanmıştır. Ancak profesyonel değerleri sadece eğitim düzeyini yordarken, hasta güvenliği tutumunu yaş ve eğitim durumunu yordamıştır. İki ölçek arasındaki ilişkinin pozitif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda hemşirelerin profesyonel değerleri ile hasta güvenliğine ilişkin tutumlarının ortalamanın üzerinde olduğu, bu değer ve tutumların yükseltilmesinde yaşın, eğitimin ve klinik deneyimin önemli olduğu saptanmıştır. Bunun yanı sıra hemşirelikteki profesyonel değerlerin hasta güvenliği tutumunu olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır.
Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin toplumsal duyarlılık çalışması yapmalarının bireysel girişimcilik algılarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, ön test-son test tek gruplu yarı deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Orta Karadeniz’de bulunan bir üniversitenin Hemşirelik Bölümü’nde 2020-2021 yılı bahar döneminde öğrenim gören 148 dördüncü sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmemiş, araştırmaya katılmayı kabul eden 121 öğrenci ile çalışma tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Bireysel Girişimcilik Algı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ise tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %80.2’si kadındır. Eğitim öncesi öğrencilerin %70.2’si toplumsal duyarlılık çalışması için girişimci olmak önemlidir derken, eğitim sonrası bu oran %78.5 olmuştur. Hemşirelikte girişimci olmak önemlidir diyen öğrencilerin oranı eğitim öncesi %90.9 iken eğitim sonrası oran %93.4’e yükselmiştir. Öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri ile Bireysel Girişimcilik Algı Ölçeği toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında, hem ön test hem de son test puanları arasında istatistiksel önemlilik olduğu belirlenmiştir. ‘‘Toplumsal duyarlılık çalışmasının etkili olduğunu düşünme’, ‘Girişimci olmanın önemli olduğunu düşünme’ ve ‘Toplumsal duyarlılık çalışması için girişimciliğin önemli olduğunu düşünme’ durumları ile ölçek toplam puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bununla birlikte, öğrencilerin ‘Hemşirelikte girişimciliğin önemli olduğunu düşünme’ durumları ile son test Bireysel Girişimcilik Algı Ölçeği puan ortalamaları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Hemşirelik öğrencilerine toplumsal fayda sağlayacak duyarlılık projelerinin verilmesi öğrencilerin bireysel girişimcilik algılarını geliştirmektedir. Bu nedenle müfredata bu gelişimi destekleyecek nitelikte derslerin konulması ve araştırmanın tek merkezli yürütülmesi nedeniyle çalışmanın daha geniş gruplarda yapılması önerilmektedir.