Hulya Ertas

Dr. Hulya Ertas

orcid

Research Focus & Metrics

Academic Career Length

5Years (2022-Present)

(Calculated once Scilit publication data is synced: current year − year of first publication + 1)

Representative Publications

View All Publications
21 February 2022 in Journal of Oncology Pharmacy Practice
Verified
Journal Article
Closed access
BCBurcu Caner
Burcu Caner
HEHulya Ertas
Hulya Ertas
BOBirol Ocak
Birol Ocak
ECErdem Cubukcu
Erdem Cubukcu
Introduction: Hyperprogression is a specific type of response seen with immunotherapy that is observed in all malignancies with a frequency of 9% - 29%, characterized by a rapid increase in tumor burden. Many possible related factors and possible markers have been evaluated but a clinical or laboratory parameter associated with hyperprogression has not yet been established. For renal cell carcinoma, hypercalcemia is known to be a poor prognostic factor but it has not been linked to hyperprogression. Case report: We retrospectively evaluated 52 patients diagnosed with renal cell carcinoma who had nivolumab treatment in any line. 3 of 9 patients who had hyperprogression were noticed to have hypercalcemia preceding hyperprogression. Here we present those 3 cases who developed hypercalcemia after nivolumab and had hyperprogression at follow-up. Management and outcome: All cases had less than 4 courses of nivolumab and showed hyperprogression in assessment. Nivolumab was discontinued. However, patients’ survival was extremely poor, as expected. Discussion: The development of hypercalcemia may help predict hyperprogression in patients with renal cell carcinoma who receive immunotherapy. In such cases, early evaluation of progression and cessation of nivolumab may be considered.


14 May 2026 in Journal of Oncology Pharmacy Practice
Verified
Journal Article
Closed access
HEHulya Ertas
Hulya Ertas
BCBurcu Caner
Burcu Caner
AUArife Ulaş
Arife Ulaş
YKYasemin Koç
Yasemin Koç
Background: CDK4/6 inhibitors are standard treatments for HR+/HER2– metastatic breast cancer. While effective, hepatotoxicity is a significant clinical concern. This study aimed to evaluate the incidence and clinical predictors of hepatotoxicity in a real-world setting. Methods: This retrospective study included 70 patients treated with palbociclib or ribociclib between 2020 and 2024. Hepatotoxicity was defined as Grade ≥1 elevation of ALT and/or AST per CTCAE v5.0. Independent predictors were identified using multivariable binary logistic regression, and model performance was assessed via ROC curve analysis. Results: The mean age was 55.7 ± 10.8 years, and 12.9% had baseline liver metastasis. Hepatotoxicity occurred in 20% (n = 14) of patients. Multivariable analysis identified liver metastasis (OR = 39.3; 95% CI: 4.4–351.9; p = 0.001), hypercholesterolemia (OR = 14.9; 95% CI: 2.0–112.1; p = 0.009), and higher body mass index (OR = 1.19; 95% CI: 1.00–1.41; p = 0.045) as independent predictors. Age and specific CDK4/6 inhibitor type were not significantly associated with toxicity. The predictive model demonstrated strong discriminative ability with an AUC of 0.878. Conclusions: Hepatotoxicity is common in routine practice. Baseline liver metastasis, hyperlipidemia, and higher BMI are key predictors of risk. These findings suggest that readily available clinical characteristics can identify high-risk patients, supporting the need for individualized liver function monitoring during treatment.

30 October 2026 in Acta Medica Nicomedia
Verified
Journal Article
Open access
BÇBuket şahin çelik
Buket şahin çelik
HEHulya Ertas
Hulya Ertas
GAGözde Ağdaş
Gözde Ağdaş
Objective: Immune checkpoint inhibitors (ICIs) have improved cancer treatment outcomes but may cause immune-related adverse events (irAEs). Data regarding immunotherapy safety in elderly patients remain limited. This study aimed to evaluate irAE distribution, severity, and associated clinical factors in cancer patients aged ≥75 years. Methods: This retrospective observational study included all consecutive cancer patients aged ≥75 years who received ICIs at our institution during the study period. All 60 eligible patients experienced at least one irAE. Demographic and clinical characteristics, treatment details, steroid requirement, and treatment continuation status were recorded. Adverse events were graded according to the Common Terminology Criteria for Adverse Events (CTCAE). Descriptive statistics, Pearson's chi-square tests, and Classification and Regression Tree (CRT) analysis were performed. Results: Endocrine toxicities were most frequent (18.3%), followed by renal toxicities (15.0%). Cutaneous, neurological, and pulmonary toxicities each occurred in 10.0% of patients. No significant associations were observed between irAE grade and age, sex, treatment line, ICI type, or treatment cycle at onset (p > 0.05). Steroid requirement was significantly associated with irAE grade (χ² = 24.061, p < 0.001), whereas treatment continuation status was not (χ² = 7.657, p = 0.105). Conclusion: ICIs demonstrated a spectrum of irAEs requiring clinical management in elderly patients. Demographic factors were not significantly associated with toxicity severity, whereas steroid requirement was associated with higher toxicity grades. These findings contribute to characterizing irAEs in elderly patients; however, larger prospective studies are needed to clarify immunotherapy safety in this population.

31 December 2025 in Journal of Anatolian Medical Research
Verified
Journal Article
Closed access
HEHulya Ertas
Hulya Ertas
BCBurcu Caner
Burcu Caner
SOSibel Oyucu Orhan
Sibel Oyucu Orhan
AUArife Ulas
Arife Ulas
Amaç: Bu çalışmada metastatik meme kanseri tanılı hastalarda uygulanan parenteral ve oral tedavi yöntemlerinin depresyon,anksiyete, uyku kalitesi ve bu etkenlerin kişinin hayat kalitesi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya metastatik meme kanseri tanısı almış toplam 106 hasta dahil edilmiştir. Hastalar tedavi şekline göre parenteral tedavi (M grubu) ve oral CDK4/6 inhibitörü tedavisi (CDK grubu) alanlar olarak iki gruba ayrılmıştır. Anksiyete ve depresyon düzeyleri Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS) ile , uyku kalitesi Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI) kullanılarak, menapoz semptomu şiddeti için Menopause Rating Scale (MRS) ve yaşam kalitesi ise Nottingham Health Profile (NHP) ölçekleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma grubunun ortalama yaşı 55,8±10,7 yıl olarak bulunmuştur. Hastaların %42,5’inde anksiyete, %39,6’sında depresyon, %46,2’sinde uyku bozukluğu ve %31,8 hastada MRS skoruna göre şiddetli menopoz semptomları saptanmıştır. Gruplar arasında yaş, HADS-A, HADS-D, PSQI, MRS ve NHP skorları açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Anksiyete ve uyku bozukluğu olan hastalarda NHP skorları daha yüksek olup, yaşam kalitesiyle ters yönde ilişki göstermiştir. Sonuç: Metastatik meme kanserinde uygulanan parenteral ve oral tedavi yöntemleri arasında a depresyon, anksiyete,uyku kalitesi ve bu etkenlerin kişi üzerindeki hayat kalitesi açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Her iki tedavi yaklaşımı da benzer düzeyde psikolojik tolere edilebilirliğe sahiptir. Tedavi seçimi yapılırken psikososyal faktörlerin dikkate alınması, hasta merkezli yaklaşımlar açısından önem taşımaktadır.

13 June 2023 in Akdeniz Medical Journal
Verified
Journal Article
Open access
PDF file
SISevilcan İnan
Sevilcan İnan
MKMeral Kurt
Meral Kurt
HEHulya Ertas
Hulya Ertas
BCBurcu Caner
Burcu Caner
Lokal ileri evre rektum kanseri tanısıyla, radyoterapi (RT) ile eş zamanlı 5-florourasil (5-FU) /kapesitabin uygulanan hastaların 10 yıllık sağkalım sonuçlarını ve sağkalıma etki eden faktörleri incelemeyi amaçladık. Mart 2004-Ocak 2007 arasında Radyoterapi Merkezi’nde radyoterapi ile eş zamanlı 5-florourasil/kapesitabin uygulanan lokal ileri evre rektum adenokarsinomu tanılı 81 hasta (55 5-FU, 26 kapesitabin) retrospektif değerlendirildi. Hastaların nüks ve metastaz durumu ve yaş, T evresi, N evresi, patoloji, müsin komponent varlığı, vasküler invazyon, perinöral invazyon, lenfatik invazyon, lenfositik infiltrasyon, extrakapsüler invazyon, RT tipi, RT dozunun hastalıksız sağkalım (HSK) ve genel sağkalıma (GSK) etkisi araştırıldı. Medyan 35 aylık izlem süresi sonunda, kapesitabin uygulanan 26 hastada lokal nüks gelişmezken, üç hastada (%11) metastaz, 16 hastada (%61) ölüm olmuştur. 5-FU kolunda 55 hastanın 11'inde (%20) lokal nüks saptanmış, 13 hastada (%23) metastaz gelişmiş, 42 hasta (%76) ölmüştür. Kapesitabin için genel sağkalım medyan 24 ay (1-229), hastalıksız sağkalım medyan 36 aydır (1-229). İstatistiksel analizde N evresi (p=0.034), müsin komponent varlığı (p=0.039), vasküler invazyon varlığı (p=0.02) ve radyoterapi dozu (p=0.025) GSK ile ilişkili; yaş (p=0.041), lenfositik infiltrasyon varlığı (p=0.032) ve RT dozu (p=0.04) HSK ile ilişkili saptanmıştır. Literatürle uyumlu olarak çalışmamızda olarak vasküler invazyon ve lenf nodu evresinin (N) GSK'ya istatistiksel anlamlı olarak etkili olduğunu saptadık. Lokal ileri evre rektum kanseri tedavisinde kapesitabinin iyi tolere edilmesi, tedaviye hasta uyumunun yüksek olması, 10 yıllık sağkalım sonuçlarının iyi olması; kemoradyoterapide günümüzde öncelikli olarak tercih edilmesini açıklamaktadır.