Din hizmetlerine olan ihtiyacın belirgin bir şekilde ortaya çıktığı dönemlerden biri doğal afetlerin yaşandığı zamanlardır. Afetlerin anlamlandırılmasından afet sonrası ruhsal ve manevi problemlerin çözümüne kadar bu ihtiyaç net olarak görülmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, diğer devlet kurumları ile koordineli olarak, doğal afetler sonrası birey ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çeşitli hizmetler sunmaktadır. Bunların en önemlilerinden biri olan manevi danışma ve rehberlik, afet sonrası insanların ruhsal ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak, morallerini yüksek tutmak ve yaşanan afeti anlamlandırmak kapsamında sağlanan bir hizmettir. “Diyanet görevlilerinin afet sonrası akut dönemde yaptıkları manevi danışmanlık hizmetleri nelerdir ve bu hizmetlerin işleyişi nasıldır?” sorusu temelinde şekillenen bu araştırmanın amacı, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş Depremleri sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) tarafından depremden en fazla etkilenen illerde sunulan din hizmetlerinin önemli bir bileşeni olan Manevi Danışmanlık ve Rehberlik (MDR) hizmetinin mevcut durumunu hizmet verenler ve hizmet alanlar üzerinde gerçekleştirilen gözlemler yoluyla tespit etmek ve konuyla ilgili öneriler geliştirmektir. Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımlarından kültür analizi (etnografya) deseni merkeze alınarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama tekniği olarak katılımlı ve katılımsız gözlem, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış gözlem formu kullanılmıştır. Bu saha araştırması sonunda; mevcut şartlarda MDR hizmeti sistematik bir danışman-danışan ilişkisi yerine ziyaretler, hâl hatır sorma, sohbet etme, Kur’an okuma, dua etmenin öne çıktığı bir teselli süreci olarak ilerlediği görülmüştür. Deprem sonrası ilk haftalar olması dolayısıyla cenaze defin hizmetleri, mezarlık ziyaretleri, mescitlerde yapılan sohbetler gibi yollarla MDR hizmetinin sunulmasının yaygın olduğu tespit edilmiştir. Halkın verilen hizmetlere yaklaşımının müspet olduğu ancak gençlere ulaşımın sınırlı düzeyde kaldığı tespit edilmiştir. DİB görevlilerinin afetzedelerle birebir iletişim kurmaları ve düzenli bir şekilde onları ziyaret etmeleri MDR hizmeti dışındaki hizmetleri de kolaylaştırmıştır. Dolayısıyla DİB çatısı altında sunulan hizmetlerin sadece dini eğitimine indirgenmesi bölgede sunulan hizmeti yeterince değerlendirmemek anlamına gelmektedir.
Pozitif psikoloji hareketiyle birlikte insanın güçlü yanını temsil eden erdemler yoğun bir şekilde araştırılmaya başlanmıştır. Ancak erdemler içerisinde her ne kadar alçakgönüllülük uzun yıllardır düşünülüp taşınılsa da ampirik araştırmalara yeni yeni konu olmaktadır. Pozitif psikoloji yaklaşımı çerçevesinde gelişen ve alçakgönüllülük erdeminin odağını oluşturduğu bu araştırmada alçakgönüllülükle psikolojik iyi olma ve öznel iyi olmanın göstergesi olan yaşam doyumu arasındaki ilişki ve etkileşim araştırılmaktadır. Araştırma kapsamında ayrıca bireylerin alçakgönüllülük düzeyleriyle bazı olgusal nitelikleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmektedir. Araştırmanın katılımcılarını seçkisiz örnekleme yöntemiyle seçilmiş 2404 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda her ne kadar alçakgönüllülükle psikolojik iyi olma ve öznel iyi olma arasında pozitif anlamlı ilişkiler tespit edilse de alçakgönüllülüğün psikolojik iyi olma ile olan ilişkilerinin, sübjektif iyi olma ile olan ilişkilerinden daha olumlu ve güçlü olduğu görülmektedir. Bu bulgulara ek olarak alçakgönüllülük düzeyi ile genel sağlık durumu arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca olgusal nitelikler kapsamında kadınların erkelere göre daha mütevazı olma eğiliminde olduğu görülmüştür. Bunlara karşın öğrenim görülen sınıf seviyesi arttıkça alçakgönüllülük düzeyinin düştüğü tespit edilmiştir.
15 June 2025 in Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (SAUIFD)
Çalışma, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerini deneyimleyen üniversite öğrencilerinin deprem korkusu, dindarlık ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki ve etkileşimi araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Deprem gibi doğal afetler, sadece fiziksel bir yıkıma neden olmakla kalmayıp, özellikle onu yaşayan bireylerde derin psikolojik tesirler bırakmaktadır. Bu kapsamda, deprem korkusunun umutsuzluk ve dini motivasyon gibi değişkenlerle ilişkisini anlamak, afet sonrası psikolojik müdahalelere yönelik önemli bilgiler sunabilir. 671 depremzede üniversite öğrencisinin katıldığı bu nicel araştırmada ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Bulgular, deprem korkusunun umutsuzluk üzerinde olumlu, dindarlığın ise olumsuz etki yaptığını göstermektedir. Deprem korkusu arttıkça umutsuzluk artarken, yüksek dindarlığa sahip bireyler daha umutlu olmaktadır. Deprem korkusuyla dindarlık arasında ise ilişki bulunamamıştır. Bilhassa dindarlığın umutsuzluğu azaltıcı etkisi dikkate alındığında, afet sonrası manevi rehberlik hizmetlerinin daha etkili bir şekilde kullanılması önerilmektedir. Deprem korkusunun umutsuzluk üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik psikoterapötik yaklaşımlarla dini ve manevi rehberlik hizmetlerinin birbirine entegre edilmesi, depremzedelerin iyileşme süreçlerine olumlu katkılar sağlayabilir. Araştırma, afet sonrası psikolojik müdahalelerin sadece deprem korku ve travma düzeyini ele almakla sınırlı kalmaması gerektiğini, aynı zamanda dini ve manevi ihtiyaçlara da odaklanması gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak ulaşılan bulgular kültürel bağlam ve örneklem yapısı gibi sınırlılıkları dikkate alarak değerlendirilmelidir. İleride yapılacak çalışmaların farklı yaş gruplarını ve kültürleri kapsayacak tarzda genişletilmesi, uzunlamasına veri analizi ve nitel yöntemleri kullanması tavsiye edilmektedir.
31 December 2025 in Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Bu çalışma 6 Şubat 2023 depremlerinden doğrudan etkilenen bireylerde olumlu ve olumsuz dini başa çıkma, deprem korkusu ve dini tutum arasındaki ilişkileri incelemektedir. Araştırma afet sonrası dönemde dinin bireysel başa çıkma süreçleriyle nasıl kesiştiğini nicel veriler üzerinden ortaya koymayı amaçlamaktadır. Depremler yalnızca fiziksel değil, psikolojik etkiler de doğurduğundan, dinin bu süreçteki işlevi önem taşımaktadır. Nicel araştırma yaklaşımının benimsendiği bu çalışma, Malatya ilinde yaşayan 18 yaş ve üzeri 509 depremzede bireyden elde edilen veriler doğrultusunda yürütülmüştür. Değişkenler arasındaki ilişkiler, ilişkisel tarama deseni kapsamında incelenmiştir. Elde edilen bulgular olumlu dini başa çıkma ile dini tutum arasında pozitif yönde ve güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki; olumlu dini başa çıkma ile deprem korkusu arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Sonuçlar ayrıca olumsuz dini başa çıkma ile dini tutum arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğunu ancak olumsuz dini başa çıkma ile deprem korkusu arasında herhangi bir ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca dini tutum ile deprem korkusu arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu durum afet sonrasında dine yönelimin artabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak din, afet sonrasında yalnızca bir inanç alanı değil aynı zamanda işlevsel bir başa çıkma kaynağı olarak öne çıkmaktadır. Afet sonrası psikososyal müdahalelerde olumlu dini başa çıkmayı güçlendiren bileşenlere yer verilmesi önem taşımaktadır. Bununla birlikte çalışmanın kesitsel deseni nedensel çıkarımları sınırlamaktadır. İlişkilerin zaman içindeki dinamiğini açığa çıkarmak için boylamsal ve karma yöntemli çalışmalar önerilmektedir.
Bu çalışma, üniversite gençlerinin inanç ve inançsızlık eğilimlerini anlamaya yönelik yürütülen nitel bir araştırmada, görüşme tekniğinin nasıl uygulandığını ve bu sürece yapay zekânın (ChatGPT) görüşmeci olarak nasıl dâhil edilebileceğini incelemektedir. Araştırmanın amacı, nitel veri toplama sürecinde kullanılan yarı yapılandırılmış görüşme sorularının oluşturulması, pilot görüşmelerin uygulanması ve aynı soruların yapay zekâya yöneltilmesiyle elde edilen verilerin karşılaştırılması yoluyla sahada yaşanan deneyimlerin ve yöntemsel kararların nasıl şekillendiğini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle farklı inanç ve inançsızlık eğilimlerine dair kısaca bilgi verildikten sonra literatürde benzer örneklem grubu ile yürütülmüş çalışmaların yöntemsel analizine yer verilmiştir. Ardından yürütülen araştırmada ateizm, agnostisizm ve deizme dair hazırlanan nitel görüşme sorularının seçimi, sorularla ilgili faydalanılan uzman görüşleri, soruların pilot gruba uygulanması sonucunda elde edilen veriler ile günümüzde kullanım alanları artan ve çeşitlenen yapay zeka araçlarının (ChatGPT) katılımcı olarak kullanılmasıyla elde edilen verilerin karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışma görüşme tekniğinin teorik çerçevesi ile saha deneyimlerinin örtüşme durumunu araştırmaktadır. Ayrıca yapay zekânın nitel görüşmelerde sağlayabileceği avantajlara dikkat çekilmiş aynı zamanda bu teknolojilerin kullanımın yol açabileceği sorunlar ve eksikliklere de yer verilmiştir. Bu araştırmada, odağa alınan örnek çalışmanın izlediği nitel adımlar araştırmacının saha deneyimleri ile sunulmaktadır. Yine bu araştırma, giderek akademik çalışmalarda farklı amaçlarla kullanılan yapay zekânın katılımcı rolünün araştırma sürecine nasıl dâhil olduğuna yönelik değerlendirmeleri içeren “örnek” araştırmalardan biri olmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle çalışma, özellikle genç araştırmacılar için yöntemsel bir rehber niteliği taşımakta ve yapay zekânın nitel araştırmalarda katılımcı olarak kullanılabilirliğine dair özgün katkılar sunmaktadır.