1960’lı yıllarda ortaya çıkmaya başlayan bilgisayar oyunlarının bağımlılık yarattığı yapılan farklı araştırmalarla ortaya konulmaktadır. 1990’lı yıllardan itibaren daha fazla popülerlik kazanan bilgisayar oyunları, teknolojinin gelişmesi ile birlikte gerçekliğin de kurgulanmasında rol almaya başlamıştır. Gelişen teknoloji ve teknolojik gereçler bilgisayar oyunlarını dijital oyunlar haline dönüştürerek sadece bilgisayar tabanlı olmaktan çıkarıp mobil, VR gözlük, simülasyonlar, konsollar olmak üzere birçok teknolojik donanım üzerinde de ulaşılabilir kılmaktadır. Teknolojinin gelişmesi sadece bilgisayar oyunlarını değil aynı zamanda gerçeklik algısını da değiştirmektedir. Dijital oyunların ve teknolojik gereçlerin gelişmesiyle ‘kurgulanmış gerçeklik’ gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Dijital oyunlar ile birlikte ortaya çıkan sanal dünya, kullanıcıların gerçek dünyadan kopmadan başka dünya deneyimleri yaşamasına olanak sağlamaktadır. Bu deneyimleri dijital oyunlar sayesinde yaşayan kullanıcılar sanal dünya üzerinde iletişimlerini ve bağlarını genişletirken gerçek dünyanın getirdiği somut kavramlardan uzaklaşabilmektedirler. İletişim bu sanal ortamlarda yüz yüze değil teknoloji dolayımlı bir biçimde gerçekleşmektedir. Özellikle gençlerin bağımlı olduğu bu dijital oyunlar onları gerçek hayatın sosyalliğinden kopararak asosyal yapabilmekte ve sanal sosyal dünyalarını kurmalarına izin vererek gerçeklikten uzaklaştırabilmektedir. Bu çalışmada Baudrillard’ın simülasyon ve simülakrlar kuramı temel alınarak dijital oyunların ve sanal gerçekliğin yarattığı bağımlılık ele alınmıştır. Çalışmada ayrıca literatür taraması yapılarak, dijital oyunların tarih içinde teknoloji ile birlikte nasıl değiştiği üzerinde durularak, oyun bağımlılığı kavramı ve etkileri irdelenmiştir.
7 November 2017 in Gaziantep University Journal of Social Sciences
Özet Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına hızlı bir şekilde ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunma işini üstlenen ya da bir gazete veya derginin hazırlanmasında ve çıkarılmasında görev alan; kısaca olayları, olguları, gerçekleri topluma aktaran kişidir. Ülkemizde açılan gazetecilik programlarının genel olarak hedefi, olayların neden-sonuç ilişkilerini, kişiler ve olaylar arasındaki bağlantıları analiz edebilen, olayları verilen teorik derslerden yararlanarak medyanın bir ürünü haline getiren ve bunları yaparken aldığı bilgiyi manipüle etmeden yansıtabilen, bunun yanı sıra verilen uygulamalı derslerle teknik ve bilgi düzeyi yüksek mezunlar vermektir. Ayrıca gazetecilik mesleğinde entelektüel bir arka plana da ihtiyaç duyulmasından dolayı bu bağlamda bölümün ders programlarına sosyoloji, siyaset, psikoloji ve felsefe gibi yakın disiplinlerden yararlanılarak farklı dersler eklenmektedir. Türkiye’de iletişim fakülteleri ve bu fakültelerde eğitim vermek üzere açılan gazetecilik bölümleri gün geçtikçe artmaktadır. Bu şekilde bir artışın bir taraftan sektörde karşılığı olup olmadığı, diğer taraftan da eğitim kalitesini nasıl etkilediği ve oluşan yoğunluğun ders programlarındaki yansımaları tartışma konusu olmaktadır. Bu bağlamda bazı fakülteler uygulamalı derslere ağırlık vererek gazetecilik eğitim programı gerçekleştirirken, bazı fakülteleri ise teorik derslerin daha yoğunlukta olduğu bir programla eğitim vermektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki gazetecilik eğitiminin nasıl uygulandığı ve bölümün ders programlarında müfredat olarak nasıl bir yol izlendiğini belirlemektir. Çalışma kapsamında Türkiye’de devlet üniversitelerindeki iletişim fakültelerinde bulunan lisans düzeyindeki gazetecilik bölümlerinin müfredat programlarının incelemesi yapılarak, uygulamalı ve teorik derslerin ağırlıkları; disiplin dışı farklı derslerin yoğunluğu ve Türkiye’de gazetecilik bölümlerinde okutulan programların tutarlılığı ele alınacaktır. Araştırmada veriler, tarama ve doküman analizi yöntemiyle elde edilecektir. Medyanın hızla geliştiği ve dönüştüğü günümüzde, gazetecilik eğitimi veren bölümlerin bu dönüşüme karşılık verip vermediği de çalışmanın araştırma konularındandır.
15 December 2017 in Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi
Türkiye’de iletişim fakültelerinin sayıları hızla artmasına karşın, bu artışın sektördeki karşılığı aynı oranda görülememektedir. Bu durum bir yandan ülkede iletişim eğitiminin sorgulanmasını gerektirirken diğer yandan ise sektörün iletişim fakültesi mezunlarına yaklaşımının sorgulanmasını da zorunlu hale getirmektedir. Zira sektörde “alaylı” olarak tabir edilen ve herhangi bir mesleki eğitim almaksızın mesleği icra ederken öğrenen kesimin ağırlığı sürmektedir. Çalışanlarını sınavla alan kurumlar da dâhil Türkiye’de neredeyse hiçbir medya kuruluşu, çalışan alırken iletişim fakültesi mezunlarına pozitif ayrım bağlamında kota koymamaktadır. Gazeteciliğin ve haberciliğin ciddi bir şekilde tartışıldığı, haber etiğinin bir kenara koyulduğu, haberlerde bilinçli veya bilinçsiz olarak yanlışların görüldüğü, bazı haberlerin yayına verilemediği günümüzde medya çalışanlarının eğitim ve mesleki yeterlilikleri çok önemli bir konudur. Gelişen iletişim teknolojileri ve değişen habercilik anlayışıyla birlikte günümüz habercisinin hem bilgi, hem de teknik yeterlilikler açısından donanımlı olması zorunluluk haline gelmiştir. Bu sorun ise kendini en çok, türlü zorluklarla yayın hayatını sürdürmeye çalışan yerel medya kurumlarında göstermektedir. Bu çalışma Antalya’da çeşitli medya kuruluşlarında (gazete, televizyon, dergi, radyo internet sitesi) farklı görevler yapan medya çalışanlarının eğitim düzeylerini ve mesleki yeterliliklerini ölçmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada alan araştırması yöntemi kullanılacak ve araştırma verileri anket tekniğiyle toplanacaktır. Çalışma sonucunda Antalya kenti örneğinde yerel medya çalışanlarının eğitim düzeyleri ve yeterlilikleri saptanacak, buna bağlı sorunlar ortaya konacak, eksiklerin giderilmesi için öneriler sunulacaktır.
Phubbing, defined as the disruption of social relationships and interactions due to excessive cell phone use, is becoming an increasing concern in modern society. Since one of the primary motivations for cell phone use is internet access, it is crucial to assess the time that individuals spend online to measure the prevalence of phubbing as a social behaviour disorder. This study aimed to better understand and evaluate the phubbing phenomenon by predicting future trends in internet usage using machine learning techniques. Four machine learning models—an artificial neural network (ANN), support vector regression (SVR), random forest (RF) regression, and time series—were employed to predict the average internet usage. Data from 2014 to 2024 were obtained from the World Bank, and cross-validation was used to enhance the reliability and accuracy of the models. All four models were successful in predicting internet usage, with the ANN showing the highest accuracy, followed by SVR, RF, and the time series. According to the data, the average daily time spent online increased from 277 min in 2014 to 417 min in 2024. Projections based on these machine learning models estimate that this figure will rise to 507 min by 2030 and 603 min by 2035. These findings provide valuable insights into the potential risks of increased phubbing behaviours on social interactions and offer a foundation for the exploration of the long-term health implications of excessive internet use. Future research could further examine the effects of phubbing on mental health and develop strategies to mitigate this social behaviour disorder.
31 December 2019 in Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi
Medya, Türkiye’de öteden beri en çok tartışılan kurumlardan biri olmuştur. Medyada geçmişten bugüne taşınan sorunlar; yeni medyanın gelişimi ve geleneksel medyanın güç kaybetmeye başlamasıyla birlikte yön değiştirmiştir. Türkiye’de medyanın bağımsızlığı, ekonomik sorunlar, gazetecilerin çalışma ortam ve şartları, etik sorunlar, içerik yetersizlikleri, tirajda düşüş; temel sorunlar olarak karşımıza çıkarken, dijital iletişim teknolojilerinin gelişimi ve yeni medyanın ortaya çıkışı geleneksel medyanın sorunlarını daha da derinleştirmiştir. Öte yandan bu sorunların bir kısmının yeni medyaya da taşınması; bununla birlikte yeni medyanın yalan ve manipülatif haberlerin taşıyıcısı olmasıyla birlikte medyadaki sorunlar daha da büyümüştür.Bu sorunların farkında olan ve gerçek bilgi ile doğru habere ulaşabilmek için çaba sabretmek zorunda kalan okurlar, alternatif bilgi ve haber kaynaklarına daha fazla yönelmeye başlamışlardır. Karşılarında hem geleneksel medyada güç ve tiraj kaybeden, hem de yeni medyada güvenilmesi çok zor olan yapılar vardır.Türkiye’ye uluslararası medyanın girişi ve Türkçe haber yayını yapmaya başlaması uzun geçmişe dayanmakla birlikte dijital dönüşümün etkisiyle son zamanlarda yeni medya üzerinden Türkçe yayın yapan (haber siteleri, sosyal medya hesapları Youtube kanalları) uluslararası medya kuruluşlarında büyük bir artış olmuştur. Bu kurumların adeta peşi sıra Türkiye’ye yönelmesi dikkat çekicidir.Bunların yanı sıra dünyada ilk kez 4 uluslararası medya kuruluşu Türkiye’de bir araya gelerek +90 adında bir Youtube kanalı açmışlardır. Çalışmada, Türkiye’de yayın yapan uluslararası medya kuruluşlarının mevcut durumları ele alınacaktır. Çalışmanın amacı, daha çok bağlı oldukları devletlerin fonlarıyla beslenen bu kuruluşların yapısal olarak analiz edilmesi ve Türk medyasındaki konumlarının değerlendirilmesidir.
Immersive journalism is an innovative storytelling approach that aims to enable the audience to experience the event or situation in the news using virtual reality, unlike traditional news narration. In this study, the literature related to the subject was searched using the keywords Immersive Journalism, 360-Degree Video, Narrative journalism, Newsgame, VR Storytelling through the Web of Science database and a data set was created from 955 publications between 1999 and 2023. No filter was applied to the studies in the data set of the study and articles, books, and early access publications as well as book chapters, editorial materials or conference proceedings in the Web of Science database were included in the study. Bibliometric analysis techniques were applied to the obtained data set and the collaboration status and citation maps of authors and institutions were revealed together with various parameters including authors, institutions, keywords used, number of citations and distribution of publications according to countries.