Validated measures in palliative cancer patients are very important in the evaluation and management of the disease. The Karnofsky Performance Scale (KPS) has been used for many years to assess the performance status of cancer patients. The aim of this study is to determine the validity and reliability of the KPS in cancer patients receiving palliative care in Turkey. Eighty patients with a cancer diagnosis who were admitted to Gaziosmanpaşa University Medical Faculty Hospital Palliative Care Unit between 01.03.2016 and 01.03.2017 were included in the study. KPS, measurements from the Katz Activi-ties of Daily Living (ADL) scale, and Basic Activities of Daily Living (BADL) scale were recorded. The alpha coefficient (Cronbach) was calculated by using SPSS version 20.0. The P-value was accepted as P < 0.05 in the analysis of the data. There was a positive and strong correlation between Katz ADL scale total score and KPS score (r = 0.895; P < 0.001). In ad-dition, there was a strong negative correlation between the total score of BADL scale and KPS score (r = –0.894; P < 0.001). As for the reliability of the scale scores, Cronbach’s alpha coefficient found to be 0.720. KPS is a reliable scale for Turkish cancer patients in palliative care settings.
Objectives. Turkey is one of the countries that has the most cases of CCHF in recent years among the endemic countries. The disease also poses an important health threat with high mortality rate. The aim of the study was to determine the seroprevalence and risk factors of CCHF in adults aged ≥20 years in Tokat in the endemic region, Turkey. Methods. In this population-based cross-sectional study, a total of 85 Family Medicine Units (FMUs), from over 170 in Tokat, were randomly selected using 50% sampling. The sample size was determined among the subjects aged ≥20 who registered with the FMUs, due to gender, age group, and the urban/rural population size of Tokat using the stratified cluster sampling method. Subjects were invited to the FMUs. A questionnaire was performed face to face. The blood samples were taken, and anti-CCHFV IgG antibodies were measured with ELISA method. Results. 1272 (54.9%) out of 2319 participants were female, and the mean age was 47.3 ± 15.3. Anti-CCHFV IgG seropositivity was 5.6% (n = 130). Seropositivity rates in terms of adjusted odds ratios (AOR) were higher 2.53 times (95% CI: 1.57–4.08; ) in males; 4.05 (95% CI: 2.14–7.65; ) in age group ≥65; 0.33 (95% CI: 0.14–0.76; ) in graduates of high school and above; 0.71 (95%CI: 0.33–1.52; ) in ones with good income; 1.84 (95%CI: 1.18–2.86; ) in farmers; 1.64 (95% CI: 1.04–2.27; ) in people dealing with animal husbandry; and 1.02 (95% CI: 1.03–2.29; ) in those with history of tick contact. Conclusions. CCHF seroprevalence is still a common public health problem in Tokat, Turkey. Male gender, advanced age group, low-educated, low-income, farmers, animal husbandry, and history of tick contact were found to be risk factors for CCHF. The importance of this kind of community-based studies to identify the seroprevalence in regional and national level increases even more.
Background. Early diagnosis of gastric cancer is one of the most important parameters affecting the survival of the disease. In this study, we aimed to stress the importance of antrum wall thickness in CT examination.Method. The study included 111 patients between ages of 18 and 95 who had antral wall thickening in computed tomography and also had endoscopic evaluation performed in the same clinic. The patients were divided into two groups as benign and malignant according to the pathology results. The thickness of the antrum wall in computed tomography, hemoglobin and albumin levels, and age was compared among these two groups. Parameters with significant differences were further analyzed by multivariate analysis using logistic regression analysis.Results. Of the 111 patients included in the study, 57 were male and 54 were female. Mean age was 65 years. Fifty-one patients were classified as benign and 60 patients as malignant. Mean age of the malignant patients was 70, while that of benign patients was 59 (). Antrum wall thickness was 13.68 ± 3.27 mm in malignant patients and 9.22 ± 2.17 mm in benign patients (). Similarly, hemoglobin level was significantly different in malignant and benign patients (10.78 ± 1.57 g/dl and 12.64 ± 1.43 g/dl, respectively;). Albumin levels were 3.36 ± 0.57 mg/dl in malignant patients and 3.97 ± 0.57 mg/dl in benign patients ().Conclusion. Evaluation of antrum wall thickness, age, hemoglobin, and albumin values together may contribute to distinguishing the benign and malignant pathologies involving this region in patients with suspected stomach wall thickening in abdominal CT scan.
29 January 2017 in Journal of Contemporary Medicine
Amaç: Serviks kanseri gelişmekte olan ülkelerde, hala en ölümcül kanserlerden biridir. Bugün human papilloma virüs (HPV)’ünün serviks kanserine neden olduğu bilinmektedir. Diğer risk faktörleri de viral persistansı artırıp karsinojenik süreci hızlandırır. Bu çalışmanın amacı; sağlık yüksek okulu öğrencileri arasında HPV enfeksiyonu ve aşı bilgi düzeyinin belirlenmesi ve elde edilen veriler ışığında hem öğrencilere verilecek eğitim programlarının hem de toplum bilgilendirilmesine yönelik yapılacakların gözden geçirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu’ndaki birinci ve dördüncü sınıf toplam 245 öğrenciye 20 soruluk anket formu verilmiş ve cevaplamaları istenmiştir. Bulgular: HPV aşısı uygulaması olduğunu bilme oranı birinci sınıflarda %25, dördüncü sınıflarda %90.3 olup, 99 birinci sınıf öğrencisinin ve 11 dördüncü sınıf öğrencisinin aşı konusunda herhangi bir bilgisi olmadığı tespit edildi. Aşının serviks kanserine karşı koruyucu olduğunu bilme oranı birinci sınıflarda % 9.8 iken dördüncü sınıflarda %63.7 idi. HPV aşısı ve enfeksiyonu hakkındaki bilgi düzeyleri sınıflar arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p<0.001). Sonuç: Sağlık yüksek okulu öğrencileri, geleceğin sağlık personeli olmaları ve HPV enfeksiyonu ve ilişkili komplikasyonlar açısından risk grubu oluşturmaları nedeniyle, HPV enfeksiyonu ve aşıları konusunda yeterli bilgiye sahip olması gereken önemli bir topluluktur. Ayrıca toplum sağlığı açısından HPV aşısı ve serviks kanser tarama programlarının tanıtılması ülke genelinde sürdürülmeye çalışılsa da yeterli düzeye ulaşılamamıştır. Medya organlarının daha aktif katılımıyla bu konuya yönelik önlemlerin süratle alınması gerektiği ve öğrencilere verilecek eğitim programlarının planlanmasında da; bu sonuçların katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
26 September 2022 in Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care
Giriş: Kadınlar, menopoz döneminde fiziksel ve psikolojik semptomlar nedeni ile yaşam kalitelerinde önemli ölçüde düşüş yaşayabilmektedirler. Bireyin menopoza yönelik algı ve tutumu bu sürecin yönetiminde çok önemlidir. Çalışmamızda kadınların menopoz algılarını ve semptom düzeylerini etkileyen faktörleri araştırmayı amaçladık. Yöntem: Tokat ilinde belirlenen 11 aile hekimliği birimine 01.11.2021 – 01.12.2021 tarihleri arasında başvuran 40-60 yaş arasındaki kadınlara, araştırmacılar tarafından literatür taranarak hazırlanan anket formu uygulanmıştır. Anket formu sosyo-demografik bilgileri sorgulayan bölüm, Menopoz Semptom Değerlendirme Ölçeği ve Menopoz Tutum Değerlendirme Ölçeği’nden oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 870 kadının yaş ortalaması 49,9 ± 6,4’dir. Kadınların menopoz semptom ölçeği ortalama skoru 13,5±10,1 ve menopoz tutum ölçeği ortalama skoru 26,8±7,0 idi. VKİ skoruna göre karşılaştırıldığında; normal gruptaki kadınlar kilolu ve obez gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde menopoz semptom değerlendirme ölçeğinden daha düşük puan almışlardır (p=0,012). Eğitim durumuna göre incelendiğinde üniversite ve lise mezunu kadınların istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha az semptom deneyimledikleri görülmüştür (p<0,001). Algılanan gelir düzeyi karşılaştırmasında, orta gelir grubundakilerin yüksek ve düşük gelir gruplarındakilere göre menopoz tutumlarının daha olumlu olduğu görülmüştür (p=0,002). Semptom skorlarına bakıldığında semptom ölçeğinin tüm alt gruplarında ve toplamda ‘düşük’ gelir grubunun daha yüksek skora sahip olduğuı görülmüştür (<0,001). Sonuç: Menopoza yönelik tutum ve deneyimlenen semptom yoğunluğu, toplumsal ve bireysel birçok değişken neden ile farklılık göstermektedir. Kadınlara ve onların destekleyicileri olmaları nedeni ile genel topluma yönelik, yapılandırılmış eğitim programlarının menopoz sürecinin yönetiminde son derece etkili olabileceğini düşünüyoruz.
20 December 2020 in Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care
Amaç: Zona, varicella zoster virüsünün sorumlu tutulduğu, özellikle yaşlı ve immün sistemi baskılanmış bireylerde görülen enfeksiyöz bir hastalıktır. Çalışmadaki amacımız kanser tanılı hastada zona enfeksiyonlarını klinik ve demografik açıdan değerlendirerek önemine dikkat çekmek ve bu grup hastalarda takip ve profilaksinin oluşturulacak protokollerde yer alması gerektiğini vurgulamaktır. Gereç ve yöntem: Ekim 2009-Temmuz 2019 tarihleri arasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde onkolojik tedavi görmekte iken zona tanısı alan 100 hasta çalışmaya alındı. Hasta dosyaları ve otomasyon sistemindeki bilgiler retrospektif olarak incelenerek veriler elde edildi. Hesaplamalarda hazır istatistik yazılımı kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen vakaların yaş ortalaması 64,1±11,89, tanı anında ortalama kanser süresi 23,24±22,5 ay, %42’si kadın ve %58’i erkek cinsiyet olarak bulunmuştur. Hastalarda kolorektal kanser %20, akciğer kanseri %14 ve mide kanseri %11 oranları ile en sık saptanan türler olmuştur. Radyoterapi alan 28, almayan 72 kişi iken, kemoterapi alan 53, almayan 47 kişidir. Erkeklerde zona görülme sıklığı kadınlara göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p:0,030). Zona vakalarının en sık gözlendiği mevsimler sonbahar (%30) ve kış (%30) olarak saptanmıştır. Hastalarımızda %67 oranı ile en sık torakal dermatom tutulumu gözlenmiştir. Tedavide en sık tercih edilen ilaç kombinasyonu sistemik valasiklovir tedavisi, B12 vitamini takviyesi ve topikal olarak önerilen krem veya merhemlerdir(%34). Hastaların %14’ünde zona nüks etmiş, %8’inde postherpetik nevralji gelişmiştir. Sonuç: Kanser gibi immün sistemi etkileyen hastalığı bulunan bireylerde zonanın erken tanı ve tedavisi, hastanın sık aralıklarla takip edilmesi son derece önemlidir. Bunun için aile hekimleri sık görülebilen zona lezyonları hakkında bilgilendirilmeli ve bu hastalarda gelişebilecek komplikasyonları takip açısından gerekli eğitimlerle desteklenmelidirler.