Amaç: Kanserin önlenebilir hastalıklar arasında olması, kanser taramalarını önemli ve gerekli kılmaktadır. Bazı önlenebilir kanserlerin uygun tarama programları ile erken teşhis ve tedavileri olasıdır . Bu çalışmada, sağlık çalışanlarının bilgi tutum ve davranışları araştırılarak, önlenebilir kanserler ve kanser tarama programları ile ilgili bilgi düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu tanımlayıcı kesitsel çalışma Aralık 2014’te 564 sağlık çalışanına yüz yüze görüşme yöntemiyle anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler frekans dağılımı ve yüzde olarak verilmiştir. Tüm analizler SPSS 15.0 paket programı kullanarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 386 kadın, 178 erkek katılımcı dahil edildi. Katılımcıların mesleklere göre dağılımı incelendiğinde 200’ünün pratisyen hekim, 99’unun aile hekimliği uzmanı veya asistanı, 26’sının genel cerrahi uzmanı veya asistanı, 29’unun kadın hastalıkları ve doğum uzmanı veya asistanı, 41’inin iç hastalıkları uzmanı veya asistanı, 169’unun hemşire, ebe veya aile sağlığı elemanı olduğu görüldü. Ulusal kanser tarama programımızda yer alan kanserleri tam olarak doğru bilenlerin sayısı 274 (%48,58) idi. Geriye kalan 290 (%51,41) katılımcı taranan kanser türünü, yanlış, eksik veya fazla olarak cevapladı. Sağlık çalışanlarının kendilerine kanser tarama testlerini yaptırıp yaptırmadıkları sorgulandığında, taramanın hedef yaş grubuna giren 390 kişi arasında düzenli tarama yaptıran katılımcı sayısı sadece 58 (%14,87) idi. Katılımcıların 237’si (%60,76) düzensiz olarak tarama yaptırdığını, 95’i (%24,35) hiç yaptırmadığını belirtti. Kanser taramalarını düzenli yaptırmayanlar arasında bunun en sık nedeni olarak zaman bulamama ve sağlıklı olduklarını düşünme yer aldı. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, sağlık çalışanlarının ulusal kanser tarama programına yönelik farkındalıklarının yeterli düzeyde olmadığını düşündürmektedir. Hem bilgi düzeyi hem de kendilerinin kanser tarama programlarına katılım oranlarının yetersiz olduğu görülmektedir. Kanser taramalarında sağlık çalışanlarının yeterli bilgi düzeyine sahip olması ve bunu olumlu tutum ve davranışlara dönüştürebilmesi, tarama programının başarıya ulaşması açısından çok önemlidir.
1 December 2021 in Eurasian Journal of Emergency Medicine
Amaç: Bu çalışmada; SARS-CoV-2’nin İngiltere Varyantı (VOC 202012/01-B.1.1.7) ile enfekte olan hastaların demografik ve klinik özelliklerinin saptanması ve İngiltere Varyantı olmayan SARS-CoV-2 ile enfekte hastalarla karşılaştırılarak farklılıkların ortaya konması amaçlanmaktadır. Hastalar ve Yöntem: Konya İli'nde 02-11 Şubat 2021 tarihleri arasında PCR testi pozitif olarak sonuçlanan ve varyant analiz sonucu VOC 202012/01 (B.1.1.7) olan 671 vaka ile aynı tarihler arasında PCR test sonucu pozitif olan ve varyant olmayan 2284 vakanın, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Yönetim Sistemindeki (HSYS) kayıtları 24.02.2021 tarihi baz alınarak taranmıştır. Yapılan taramada yaş, cinsiyet, temaslılık durumu, daha önce COVID-19 geçirme durumu, hastaneye ve yoğun bakım ünitesine yatma durumu, yatış süresi, entübasyon ve exitus durumları kaydedilmiştir. Bulgular: Varyant varlığı/yokluğuna göre hastanede yatış durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p= 0,234). Varyant pozitif olan hastaların %1.9'u, varyant pozitif olmayanların ise %3.9'u yoğun bakım ünitesine yatırıldı. Varyant pozitif olmayan hastalarda YBÜ'ye kabul oranı, pozitif olanlara göre anlamlı olarak daha yüksekti (p= 0.013). Sonuç: Bu çalışmanın bulguları ışığında SARS-CoV-2 VOC 202012/01(B.1.1.7)'nin hastaneye yatış ve yoğun bakıma yatış açısından daha tehlikeli olmadığını söylemek mümkündür.
Background/Objectives: The impact of surgical timing on perioperative outcomes remains a subject of ongoing debate. Although after-hours surgery has been associated with adverse outcomes in various surgical populations, its role in lumbar spine surgery remains unclear. This study aimed to evaluate factors associated with postoperative intensive care unit (ICU) admission in patients undergoing lumbar spine surgery. Methods: In this retrospective observational study, 460 patients who underwent lumbar spine surgery were analyzed. Patients were categorized according to the timing of surgery as in-hours or after-hours. Demographic, clinical, intraoperative, and laboratory parameters were compared between the two groups. Multivariable logistic regression analysis was performed to evaluate factors associated with postoperative ICU admission. Results: Of the 460 patients, 380 (82.6%) underwent surgery during in-hours and 80 (17.4%) after-hours. The baseline characteristics, including age, sex, and comorbidities, were comparable between the two groups. ICU admission was significantly more frequent in the after-hours group (45.0% vs. 19.5%, p < 0.001), whereas the length of hospital stay and intraoperative variables were similar between the two groups. Preoperative laboratory analysis revealed higher inflammatory markers (NLR and SII) and lower albumin levels in the after-hours group (all p < 0.05), whereas postoperative values were comparable. In the multivariable analysis, after-hours surgery remained independently associated with ICU admission (adjusted OR 4.82, 95% CI 2.15–10.78, p < 0.001). Lower preoperative albumin and higher preoperative NLR demonstrated borderline significance. Conclusions: After-hours lumbar spine surgery was associated with a significantly increased rate of ICU admission, even after adjustment for patient characteristics, surgical urgency, and clinical indications. These findings suggest that surgical timing may contribute to increased perioperative resource utilization and highlight the potential role of system-level and organizational factors in influencing perioperative outcomes.
Aim We aimed to estimate probable smartphone addiction prevalence among Gazi University undergraduates, examine its relationship with problematic cell phone use and internet addiction, and identify associated sociodemographic and behavioral factors. Methods This cross-sectional study surveyed 2,482 undergraduates at Gazi University during the 2015–2016 academic year using a sociodemographic form, the Smartphone Addiction Scale–Short Form (SAS-SF), the Problematic Mobile Phone Use Questionnaire (PMPUQ), and the Internet Addiction Scale (IAS). Analyses used Mann–Whitney U, Kruskal–Wallis, Spearman correlation, and multivariable logistic regression. Results Among 2,418 students with complete SAS-SF scores, probable smartphone addiction prevalence was 32.2% using the cut-offs (≥31 for males, ≥33 for females); the crude rate was higher among female students (36.3%) than male students (27.1%; P < .001), but sex was no longer independent after adjustment. SAS-SF correlated strongly with PMPUQ (r = 0.682, P < .001) and weakly with IAS (r = 0.229, P < .001). In multivariable logistic regression, maternal middle school education (OR=1.47), monthly household income of 3,000–5,000 TL (OR=1.75), each additional hour of daily smartphone use (OR=1.13), each additional hour of weekly internet use (OR=1.01), and having a social networking account (OR=2.50) were independently associated with higher odds of probable smartphone addiction. Pet ownership (OR=0.45) and computer-based internet access (OR=0.43) were associated with lower odds. Conclusion Probable smartphone addiction represents a relevant public health concern among university students. The inverse association with pet ownership is a less-explored finding that warrants confirmation in future studies.