2010 yılından bu yana Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle ülkelerinden göç eden halk için Türkiye önemli bir göç merkezi haline gelirken, yaşanan bu kaos ve mülteci krizi sonucunda Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de mülteci sorunu nefret söyleminin merkezine yerleşmiştir. Mülteciler ve yaşadıkları sorunlarla ilgili çevrimiçi ortamlarda üretilen içerikler, kullanılan dil mültecilere yönelik oluşan nefret söyleminin daha güçlenmesine sebep olmaktadır. Çalışmada Türkiye’de Suriyelilerle ilgili çevrimiçi paylaşımların nefret unsurları taşıyıp taşımadığı, ayrımcı söylem stratejileri temelinde sınıflandırılarak araştırılmıştır. Türkiye’deki Twitter kullanıcılarının Türkçe içerikleri üzerinden gerçekleştirilen bu araştırmada, #suriyeli”, “#mülteci”, “#suriyelimülteci”, “#suriyelileriistemiyoruz” ve “#suriyelilerdefolsun” hashtaglerinin altına yapılan 4.217 adet tweet incelenmiş ve mültecilere geliştirilen söylemlerin daha çok hangi ayrımcı söylem stratejileri tipolojileri altında toplandığı keşfedilmeye çalışılmıştır. Çalışmada olumsuz söylemlerin ötekileştirici ve kışkırtıcı bir arka planı olduğu, Twitter kullanıcılarının söylemlerinin sertleşip hakaret boyutuna vardığı, mültecilere yönelik nefret ve düşmanlık söylemlerinin kolektif olarak kamusal eleştiriler çerçevesinde toplandığını söylemek mümkündür.
Medya içeriklerinde kadın imgesi, geçmişten günümüze önemli bir tartışma konusu olagelmiştir. Reklam da kadın imgesinin idealize edilerek topluma empoze edildiği önemli medya içerikleri arasında yer almaktadır. Türkiye’de reklamcılığın gelişmesi, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte mümkün olmaktadır. Cumhuriyet rejimi, beraberinde yeni bir toplum yapısını ve değişen toplumla birlikte doğan yeni bir yaşam tarzını yaratmıştır. Reklamlar, bir yandan yeni topluma ve yaşam tarzına hitap eden ürünlerin tükettirilmesini amaçlarken bir diğer yandan da yeni topluma yönelik imgelerin aktarılmasını ve topluma benimsetilmesini de sağlamaktadır. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte en büyük değişimlerden biri, kadının toplumdaki konumu olmaktadır. Edindikleri haklar ile birlikte yeni bir kadın kimliği doğarken bu kimlik kadın imgesinin yer aldığı reklamlara da yansımaktadır. Bu yansıma ise dönemin teknolojik koşullarına bağlı olarak temel reklam aracı olan basın reklamları üzerinde olmaktadır. Kadın imgelerinin, sektörün birincil hedef kitlesi olması bakımından özellikle kozmetik reklamlarında yer aldığı ve kozmetik reklamlarının idealize edilen kadın imgesinin sunumunda önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bu çalışma, toplumdaki kadın imgesinin durumunun ve değişiminin, reklam içeriklerine izdüşümü olacağı varsayımından yola çıkmaktadır. Çalışmanın amacı; Türk toplumunda Cumhuriyet’in ilanından bu yana kadın imgesindeki değişimlerin, reklam diline yansımasını basın reklamları üzerinden incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Cumhuriyet’in ilanından günümüze değin olan süreçte onar yıllık dönemler halinde 11 kozmetik basın reklamı, yargısal örnekleme ile belirlenerek gösterge bilimsel analiz ile incelenmiştir. İnceleme sonucunda; kozmetik reklamlarındaki kadın imgesinin ve güzellik anlayışının, idealize edilerek Cumhuriyet’in ilanından bu yana farklı dönemlerde değişim geçirdiği belirtilebilmektedir.
30 June 2022 in Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi
The pandemic process, in general, is a process that creates anxiety due to reasons such as confusion, instability, misinformation and inadequate planning. Within the scope of this study, the assumption that the personality traits of individuals are effective in getting information and taking the required measures while carrying out the health communication during COVID-19 pandemic, and from the question of whether the individual differences can be associated with the inclination for information receipt or not. This scope of this study aims to measure how the communication of the COVID-19 epidemic towards the Turkish people affects the individuals’ preferences for information, the relationships between the sources they trust, and their individual differences based on the Big-5 factors, within the framework of the five major personality traits. This quantitative study, firstly aims to investigate the information-seeking behavior of the Turkish public in relation to their perceptions of COVID-19 and the impact of messages received from the media. Secondly, it is aimed to measure how the COVID-19 pandemic communication affects the relationships among the media sources they trust in their choices of information. While the trust in health care professionals and independent health care associatons were the highest among the individuals who participated in the survey, those who have the responsibility personality trait, trust in the content of COVID-19 messages for government agencies is low.
İnsanlık tarihi boyunca az sayıda olgu toplumları, kültürleri, iş yapış ve gündelik yaşam biçimlerini salgınların yarattığı biçimde şekillendirmiştir. Tarih boyunca yaşanan çeşitli salgınlar (veba, kolera, sarıhumma, grip, SARS, ebola, MERS) toplumları yok etmiş, savaşların sonuçlarını değiştirmiş, büyük göç dalgalarına sebep olmuş, ticaret yollarını değiştirmiş, gıda üretiminin azalmasıylabirlikte kıtlıklara sebep olmuş, finansal krizlere yol açmış, ekolojik dengeyi değiştirmiş, büyük iş gücü kayıplarına sebep olurken işsizlik oranlarını da artırmış, halk sağlığı alanındaki yetersizlikleri ve eşitsizlikleri gözler önüne sermiştir. Tüm bu büyük değişimlerle birlikte salgın dönemlerinin yüksek belirsizliği panik ve kaygının hakim olduğu ortamlar yaratmış; bilim, bilgi, ve iletişim ihtiyacını en üst seviyelere taşımıştır.